Kent Tarihi

25 Eylül 2011, 21:33
Kent Tarihi
banner132

Genel Bilgi

Nufus: 1.595.938
Yüz Ölçümü :15.853
İlçe Sayısı:14


Akdeniz Bölgesi’nde, yer alan Mersin (İçel), güney ve güneydoğusunda Akdeniz, güneybatısında Antalya, kuzeyinde Karaman ve Konya, kuzeydoğusunda Niğde, doğusunda Adana, batısında Antalya illeri ile çevrilidir. Mersin’in kuzey ve batı kesimlerini Batı ve orta Toroslara ait dağlar engebelendirmektedir. Güneybatı kesiminde ise Türkiye’nin yüksek düzlüklerinden Taşeli platosu bulunmaktadır. Bu platoda Batı Torosların uzantılarından Akçalı Dağları, Karaçal Tepesi’nde en yüksek noktasına ulaşır (2.330 m.). Göksu Vadisinin doğusundan başlayan ve Orta Torosların bir kolu olan Bolkar Dağları il topraklarını İç Anadolu Bölgesi’nden ayıran doğal bir sınırı oluşturmaktadır. Bu dağların il sınırları içerisindeki en yüksek noktası da Medetsiz Tepe (3.584 m.)’dir. Bolkar Dağlarının Akdeniz’e yönelik yamaçlarında Fındıkpınarı ve Gözne yaylaları bulunmaktadır. Bolkar Dağları batıda Sertavul Geçidinde, doğudaki Gülek Boğazında 1.630 m. yüksekliğe kadar ulaşırlar. Bu dağların yüksek kesimlerinde kızılçam, karaçam, sedir, göknar ve ardıç ormanları bulunmaktadır.

Mersin LimanıMersin’in kuzey kesimindeki batıdan doğuya doğru kıyıdan uzaklaşması ile birlikte geniş düzlükler oluşmaktadır. Çukurova’nın güneybatı uzantısı olan Tarsus Ovası, Göksu Vadisinin Akdeniz’e açıldığı kesimdeki Silifke Ovası ve küçük derelerin getirdiği alüvyonların oluşturduğu Anamur Ovası ilin başlıca ovalarıdır. Bunun yanı sıra 40.000 hektarlık bir alana yayılan Berdan Ovası, daha küçük olan Bozyazı, Aydıncık, Ovacık ve Babadil ovaları ilin diğer ovalarıdır. Ayrıca Mersin açıklarında Babadil (Beşparmak) ve Dana (Kargıncık) adaları da bulunmaktadır.

İlçe topraklarını Limonlu Çay (Lamas Çayı), Berdan Çayı (Tarsus), Anamur Çayı, Göksu, Bakırçay, Sorgun (Alata) çayları ile Sipahili Deresi sulamaktadır. İlde akarsu deltalarındaki lagünlerden başka göl bulunmamaktadır. Bunlar Seyhan Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü Deliburun yakınlarındaki Dipsiz Göl ile Göksu Deltasındaki Akgöl ve Paradeniz lagün gölleridir. İlin yüzölçümü 15.853 km2 olup, 2000 Yılı Nüfus Sayım sonuçlarına göre, toplam nüfusu 1.651.400’dür.

Mersin’de Akdeniz İklimi hüküm sürmektedir. Yazları sıcak, kışlar yağışlı ve ılıman geçer.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, balıkçılık, turizm, sanayii ve ticarete dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; arpa, buğday, pamuk, zeytin, üzüm, muz, baklagillerdir. Bunların yanı sıra turunçgiller, meyve ve sebze de yetiştirilmektedir. Hayvancılık ilin daha çok dağlık ve iç kesimlerindeki meralarda yapılır. Sığır, kıl keçisi, koyun, et üretimine yönelik kümes hayvancılığı ve arıcılık da önemlidir. Hayvancılığa dayalı olarak süt ve süt ürünleri, keçi kılı ve yapağı üretilmektedir. Balıkçılık son yıllarda gelişmiştir. Avlanan balıklar ve su ürünlerinin bir bölümü yurt dışına ihraç edilmektedir. İlde bulunan bazı sanayii kuruluşları; SEKA Akdeniz Müessesi, Ataş Anadolu Rafinerisi A.Ş., Sümerbank Mensucat Boyalar Sanayi İşletmeleri, Çukurova Akdeniz Gübre Sanayi A.Ş., Makine İmalat ve Tic. A.Ş., Çimsa Çimento San ve Tic A.Ş., Anadolu Cam San. A.Ş., Çukurova İŞ Makineleri San. ve Tic. A.Ş, Berdan Tekstil Sanayi Ve Tic. A.Ş.’dir. Ayrıca çok sayıda küçük sanayii tesisleri de bulunmaktadır.

Mersin Limanı ithalat ve ihracat yönünden önemli bir limandır. Turizmin il ekonomisine büyük katkısı bulunmaktadır. Erdemli Çamlığı, Pullu (Anamur), Karabucak, Tarsus Bahçeyeri, Mut Karaekşi, Gümüşkum, Gülnar ve Silifke’de dinlenme tesisleri bulunmaktadır.

Kleopatra Kapısıİl merkezi yer altı kaynakları bakımından yoksundur. Silifke’de demir barit, dolomit ve kireçtaşı, Anamur’da demir ve barit, Gülnar’da demir, Mut’ta da kireçtaşı yatakları bulunmaktadır.

Mersin’in tarihi neolitik çağa kadar (MÖ.8000-5500) yıllarına kadar uzanmaktadır. Mersin’de geniş çapta yapılan arkeoloji araştırmalarında il merkezinin 3 km. kuzeybatısındaki Yumuktepe’de Prehistorik Çağlara ait yerleşim ile karşılaşılmıştır. J.Garstang’ın 1937-1940 yılları arasında yapmış olduğu arkeolojik kazılarda, Erken Yeni Taş Çağı’na kadar inen, kesintisiz yerleşimlere ait tabakaları ortaya çıkarmıştır. Ardından 1947-1948 yıllarında kazı çalışmalarına tekrar devam edilmiş, 1993 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden Prof.Dr.Veli Sevin başkanlığında Roma Üniversitesi’nden Isabella Caneva ve çeşitli dallardan oluşan bilim heyeti, kazı çalışmalarını sürdürmüşlerdir.


Yumuktepe Höyüğü katmanları arasında, Erken Yeni Taş Çağı kültürlerine ait konutlar, el yapımı siyah ve gri renkli, tırnak izi süslemeli çanak çömlekler ve çeşitli el aletleri bulunmuştur. Bu ilk yerleşim katmanlarının üstündeki yapıların inşaatında taşın kullanılması, yeni bir gelişmenin işareti idi. Burada bulunan bazı çömlekler, killi yaş halde iken çizilerek, içlerinin beyaz bir madde ile doldurulmasıyla incrustation denilen yöntemle süslenmiş, ayrıca monocrom denilen tek renkle boyanmış çanak çömlekler, volkan camı ve çakmak taşından yapılmış aletler ve silahlar da ele geçirilmiştir. Burada ele geçen çok sayıda ve çeşitte bulunan alet ve silahların hammaddesi olan volkan camı (Obsidien), Torosların kuzey gerisinde üçüncü zamanda oluşan Erciyes, Hasan ve Melendiz volkanik dağlarının çevresinde bulunmaktaydı. Böylesine erken dönemlerde kıyı yerleşimlerinin ihtiyaçları nedeniyle, dağ aşırı bölgelerarası alışveriş ilişkilerine girmeleri, Anadolu kültürünü zenginleştiren çok önemli bir gelişme olduğunu göstermiştir.

Yumuktepe ve Gözlükule’de MÖ 4000-3000 arasında tarihlenen Bakır Taş Çağı’na ait arkeolojik buluntularda, bakır madeninin çok yoğun biçimde kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Yörede yapılan kazılarda Anadolu’da, hatta yalnız Anadolu’da değil tüm dünyada, ilk defa bakır izabesinin ve maden dökümcülüğünün Yumuktepe’de gerçekleştiği görülmüştür. Ayrıca tabanı yuvarlak taşlarla döşenmiş büyük tahıl depolarının varlığı, tarım ekonomisinde, tüketimden artırmaya geçildiğini göstermiştir.

Gözlükule’de MÖ 3000-2750 arasında tarihlenen Erken Tunç Çağı yerleşimine ait arkeolojik buluntularla karşılaşılmıştır. Burada yerli Akad tipi ve Suriye kökenli seramiklerin bulunması, Yumuktepe’de olduğu gibi, Gözlükule’nin de doğu ile daha yakın İlişkide olduğunu göstermektedir. Tunç Çağlarının sonlarına doğru, Anadolu’daki yerel beylik ve krallıklar üzerinde siyasi egemenlik sağlayan Hitit Devleti’nin ortaya çıkışı da aynı zamana rastlamaktadır.


Yumuktepe’de yapılan arkeolojik kazılarda, IX. katmanda Hitit Kralı I. Mursilis’in Kizzuwatna seferinden kalma Hitit silahları bulunmuştur. Bunlar Tarsus, Çukurova ve Toroslar’ın bir bölümünü içine alan dağlık bölgedeki yerel Kizzuvvatna Krallığı’nın, MÖ.XVII. yüzyılda Hitit işgaline uğradığını göstermektedir.

Antik Çağdaki Zephyrion kenti bugünkü Mersin ilinin bulunduğu yerde idi. Antik Çağ coğrafyacısı Strabon, Zephyrion’dan Soloi ve Mallos arasındaki bir kent olarak söz etmiştir.M.S. 260’da Zephyrion, Kral Shapur’un tahribine uğramıştır.Antik Çağ tarihçilerinden Hiorekles, burasını M.S.V.yüzyılda, Tarsus’a bağlı Kilikia’nın şehirleri arasında saymıştır. Zephyrium kentine ait bilgiler çok azdır. Eski Halkevi binası (Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesi’nde elde edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağının (Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında ortaya çıkan horasan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları, Mersin Müzesi’nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik kalıntıları oluşturmaktadır.


St.Paul KuyusuBu bölgenin en eski yazılı tarihi, Luvi, Kizzuwatna, Hitit, Asur ve Babil krallıklarının tarihleri ile iç içedir. Yerel krallık Kizzuwatna M.Ö.XVII. yüzyılda Hititlerin daha sonraları da Urartular, Asurlular, Babiller, Lidyalılar, Persler, Seleukoslar ve Romalılar yörede egemenlik kurmuşlardır. Bu arada Aiollar ve İonlar bölgenin çeşitli noktalarında ticaret iskeleleri ile yerleşim birimleri kurmuşlardır.

M.Ö. 333’ de Büyük İskender’in İssos’ ta Persleri yenilgiye uğratmasından sonra Kilikya, Makedonya İmparatorluğunun sınırları içerisine girmiştir. İskender’ in ölümünden sonra yöre, komutanlarından Seleukos Nicator’ un eline geçmiş ve Mersin yöresi Seleukoslar krallığının bir parçası olmuştur. Seleukos kralı III. Antiochos döneminde Kilikya, sanat ve kentleşmede yüksek bir düzeye ulaşmıştır. MÖ 190 yılında Manisa yakınlarında Romalılara karşı yapılan savaşta yenilen Seleukosların toprakları Romalıların eline geçmiştir. Bu arada Mersin yöresi bölgedeki otorite boşluğundan yararlanan korsanların ve dağlık kesimlerde yaşayan İsaurialıların sürekli akınlarına uğramıştır. M.Ö. 67’ de Romalı komutan Pompeius buralara gelerek korsan faaliyetlerine son vermiş, İsaurialıların akınları ise, aralıklarla M.S. 491 yılında Bizanslılar tarafından kesin yenilgiye uğratılmalarına kadar sürmüştür.


Romalılar döneminde, ünlü hatip Cicero, Prokonsül sıfatıyla Kilikya’ ya vali olarak atanmıştır. Julius Caesar Tarsus’ a gelmiş ve M.Ö. 58 yılında Kıbrıs’ı Kilikya bölgesine bağlamıştır. J. Caesar’ dan sonra, doğu bölgesinin yönetimini üstlenen Marcus Antonius, Tarsus’ ta Mısır Kraliçesi Kleopatra ile buluşmuştur. Kleopatra’nın gemisiyle Tarsus’a gelişi ve burada Antonius’ la yaşadığı beraberlik Antik Çağ tarihinin en çok ilgi çeken olaylarından biri olmuştur. İmparator Hadrianus zamanında, 137 yılında yollar yeniden inşa edilmiş, yöredeki şehirler birbirine bağlanmış ve yeni mimari eserler yapılmıştır. Bundan sonra da bölgeye Cilicia, Isauria et Lycaonia ismi verilmiştir. Bu dönemde Kilikya ve Mersin’in ekonomisi çok daha canlanmış vergilerde önemli indirimler yapılmıştır.

Hıristiyanlığın Kilikya’ da hızlı bir şekilde yayılmasından sonra yöreye hakim olan Bizanslılar döneminde Kilikya ve Mersin çevresinde manastırlar ve kiliseler yapılmıştır. Ayrıca burada yaşamış azizler için dini şehitlikler yapılmıştır. Havarilerden Aziz Pavlus’un Tarsuslu oluşu bölgenin önemini daha da arttırmıştır. Ancak ticaretin İstanbul’a kaymasından ötürü, sermayenin büyük bir bölümü ve tüccarlar oraya doğru yönelmişler, limanlar ve bu yöreler yavaş yavaş eski canlılıklarını kaybetmiştir.

Tarsus ŞelalesiBizans imparatorluğundaki çekişmeler ve siyasi iktidarsızlık nedeniyle iç ve dış sorunlar büyüyüp merkezi otorite zayıflayınca, 611’de Sasanilerin Tarsus’ a girmeleri önlenememiştir. Bundan sonra bölge, Arapların, Abbasilerin, Mısırlı Tulunoğullarının, Selçukluların, Moğolların, Haçlıların, Ermenilerin, Memlukların, Ramazanoğulları ve Karamanoğullarının hakimiyetine girmiştir.

Mersin yöresi Yavuz Sultan Selim tarafından 1516’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyan etmesi ile oğlu Mısırlı İbrahim Paşa Mersin yöresini Mısır’a bağlamıştır. Ancak Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile yapılan Kütahya Antlaşması ile 1833’te yöre tekrar Osmanlı yönetimine girmiştir.

XIX.yüzyılda Adana vilayetine bağlı bir sancak merkezi olan Mersin I.Dünya Savaşı sonrasında İngiliz ve Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Fransız işgali altında kalan Mersin’de , yerel Kuvayı Milliye Teşkilatı ile Fransızlar arasında sürekli çatışmalar olmuştur. Cumhuriyetin ilanıyla işgal kuvvetleri 3 Ocak 1922’de buradan çekilmiştir. 1924’te Merkezi Silifke olmak üzere İçel ve Mersin illeri 1931’de İçel ismi ile birleştirilmiş ve Mersin İl merkezi olmuştur.


Mersin’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Anemurion, Aphrodisias (Tisan), Prakana (Uzuncaburç), Eliussa Sebate (Ayaş), Holmoie, Canytelis, Korykos, Kalenderis, Korykos, Nagidos, Seleukeia ad Kalykadnos, Ankhialos, Pompeipolis, Korasion, Zephyrion, Anchiale, Olba (Ura) antik kentleri, Yumuktepe, Gözlükule höyükleri, Silifke Zeus Mabedi, Tarsus Donuk Taş, Iustinianus Köprüsü, Silifke Taş Köprüsü, Roma Hamamı, Tarsus Şelalesi ve Roma Mezarları, Anamur Kalesi (MS.III.yüzyıl), Gülnar Meydancık Kalesi, Mut Kalesi, Silifke Kalesi, Alahan Manastırı (MS.V.yüzyıl), Silifke Meryemlik, Silifke Hagia Theklia Bazilikası, Silifke Kubbeli Kilise, Uzuncaburç Kilisesi, Tarsus St.Paul Kilisesi, St.Paul Kuyusu, Gözlü Kule, Ashabı Keyf Mağarası (Yedi Uyurlar Mağarası), Kleopatra Kapısı ve Roma Yolu , Silifke Cennet Cehennem Mağaraları, Erdemli Kanlıdivane Harabeleri, Kırkkaşık Bedesteni, Mut Lal Ağa Camisi, Mut Sivri Türbeler, Tarsus Eski Cami, Tarsus Ulu Camisi, Şahmeran Hamamı bulunmaktadır. Ayrıca Karabucak Okaliptüs Ormanı, Erdemlik Koruluğu, Çamlıyayla Namrun ilin doğal güzellikleri arasındadır.



Cumhuriyet Dönemi Mersin Valileri

Fahri Bey
1925-1927
Ali Rıza (Ceylan)
1927-1930
Tevfik Sırrı (Gür)
1931-1932
M.Faik Üstün
1932-1934
Hakkı Haydar Berksun
1934-1935
Rüknettin Nasihioğlu
1936-1939
Burhanettin Teker
1930-1940
İbrahim Saip Örge
1940-1943
Tevfik Sırrı Gür
1943-1947
Şefik Bicioğlu
1947-1949
Eşref Erkut
1949-1950
Şahin Canalp
1950-1955
Cavit Okyayüz
1955-1959
Turgut Eğilmez
1959-1960
Ömer Lütfi Hancıoğlu
1961-1964
Muhlis Babaoğlu
1964-1966
Etem Recep Boysan
1966-1968
Nihat Oğuz Bor
1968-1970
İhsan Aras
1970-1971
Bayram Turan Çetin
1971-1975
Necmettin Karaduman
1975-1976
Muzaffer Erdem
1976-1977
Naim Cömertoğlu
1977-1979
Fahri Öztürk
1979-1981
Ferruh Güven
1981-1982
Nazif Demiröz
1982-



Mersin Sözlü Tarih

Mersin Kız Kalesi Söylencesi

Korykos kıyı kalesinin 200 m açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kızkalesi denilmektedir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi'nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m dir. Kızkalesi ile kıyıdaki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştır. Karamanoğlu ibrahim Bey tarafından 1448yılında onarılmıştır. Kız Kalesi ile ilgili olarak anlatılan söylence şöyledir:

Mersinde yaşayan krallardan biri bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrı'ya yalvarmaktadır. Sonunda dileği gerçekleşir ve güzelliği, zarafeti, yardımseverliği ile dillere destan bir kızı olur.

Bir gün şehre bir falcı gelir. Kral onu sarayına çağırır. Kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı kızın eline bakınca irkilir. Kralın zorlaması üzerine konuşur ve kralım kızınızı bir yılan sokacak buna hiç kimse siz bile engel olamayacaksınız der. Kral durumu kimseye söylemez ama düşünmeden de kendini alamaz. Sonunda Mersin'e 60 km uzaklıkta kıyıya yakın yerde küçük bir adacık üzerinde kızına bir kale yaptırır. Kızını buraya kapatır. İşin gerçek nedenini bilmeyen kızı günden güne üzülmekte ve zayıflamaktadır. Günün birinde saraydan giden bir üzüm sepeti içinden çıkan bir yılan kızı sokup öldürür.

Kaynak: http://www.efsanemit.com



MERSİN

Şehirden şehire vardım da, durdum
Gelenin mekânı, yerindir Mersin
Güzel olan belde, yerleri sordum
Kalanın otağı, şirindir Mersin

Yazın sıcak, kışın serin geçiyor
Tarımla uğraşan orak biçiyor
İsteyen evinde şalgam içiyor
Geçimin olunca kârındır Mersin

Portakal, mandalin bahçeleri var
Kış mevsimi geçer hiç görmezsin kar
Geçinmek kolaydır, çok ucuz bir yer
Yaşadıkça korkma, varındır Mersin

Toprak bereketli, mahsul bol olur
Ashab-ı Kehf Ehli Tarsus'ta kalır
Gelen eksik olmaz, bilenler gelir
Sevenin sevdiği, yârindir Mersin

Çobanoğlu der ki gezdim illeri
Dolaştım dünyayı gittim yolları
Hayatım boyunca gördüm halleri
Bilinmez sırların, derindir Mersin

(21.02.2008)

Şevki Çobanoğlu



Hava Durumu
Tümü Anket
MTSO Başkanı Sizce Kim Olmalı ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Linkler
BelediyelerDiğer KurumlarE-DevletKaymakamlıklarSağlık KuruluşlarıŞehir YönetimiSeyahat Firmaları
E-Gazete
  • MERSİN PORTAL GAZETE
Karikatür
  • Günün Karikatürü
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv