GÜNDEM

Antalya'nın Görünmeyen Tehlikesi: Resmi Rapor Alarm Verdi! Deniz Değil, Tüm Su Havzası Kirleniyor

Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı, Antalya'nın yüzey ve yeraltı sularında ciddi kirlilik riski bulunduğunu ortaya koydu.

Antalya'nın son haftalarda kıyılara vuran plastik atıklarla gündeme gelen çevre sorununun, görünenin çok ötesinde olduğu ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, farklı bakanlıklar ve uzmanların katkısıyla hazırlanan Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı (NHYP), kirliliğin yalnızca denizde değil, tüm su havzasında kritik seviyelere ulaştığını ortaya koydu.

42 ay süren çalışmaların ardından tamamlanan rapor, Antalya'nın yanı sıra Afyonkarahisar, Burdur, Isparta ve Konya'yı kapsayan yaklaşık 20 bin kilometrekarelik havzada yüzey ve yeraltı sularının yoğun baskı altında olduğunu gösteriyor.

Tarım ilaçları ve gübreler nehirlerle denize taşınıyor
Rapora göre havzada belirlenen 168 nitrata hassas bölgeden sızan tarım ilaçları, azot ve fosfor içerikli gübreler başta Düden Çayı, Aksu Çayı ve Boğaçay olmak üzere birçok akarsu aracılığıyla doğrudan Akdeniz'e ulaşıyor.

Bunun yanında arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık suların da su kalitesini olumsuz etkilediği belirtilirken, Eğirdir Gölü, Kovada Gölü, Karacaören Barajları ve Düden Çayı en kritik kirlilik noktaları arasında gösteriliyor.

İçme suyu kaynakları da risk altında
Rapor yalnızca deniz kirliliğine değil, Antalya'nın içme suyu açısından da ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Isparta, Kırkgöz, Boğaçay ve Aksu-Serik hattındaki yeraltı suyu rezervlerinin hem aşırı kullanım hem de kimyasal kirlenme nedeniyle risk altında olduğu vurgulanıyor.

Uzmanlar, pestisitler, ağır metaller ve tarımsal kimyasalların kuyu sularına karışmasının uzun vadede halk sağlığı açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.

Turizm ve halk sağlığı için kritik uyarı
Raporda, Antalya'nın dünya çapındaki turizm kimliğinin de bu süreçten etkilenebileceği ifade ediliyor. Kıyı sularındaki kirliliğin artmasının plaj kalitesini düşürebileceği, uluslararası imajı zedeleyebileceği ve turizm gelirlerini olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.

Özellikle yaz aylarında artan nüfus nedeniyle mevcut atık su arıtma tesislerinin kapasitesinin yetersiz kaldığına işaret edilen raporda, kanalizasyon kaynaklı kirleticilerin su döngüsüne karışma riskinin arttığı vurgulanıyor.

"Bariyerler plastikleri tutabilir, kimyasalları durduramaz"
Antalya Valiliği'nin 29 nehir ağzına bariyer yerleştirme projesini değerlendiren çevre uzmanları ise uygulamanın yalnızca yüzen plastik atıkların bir bölümünü tutabileceğini belirtiyor.

Uzmanlara göre tarım ilaçları, ağır metaller, azot, fosfor, çözünmüş kimyasallar ve mikroplastikler bariyerlerden etkilenmeden denize ulaşmaya devam ediyor. Bu nedenle gerçek çözümün kirliliği deniz kıyısında değil, kaynağında önlemek olduğu ifade ediliyor.

Uzmanlardan kalıcı çözüm çağrısı
Raporda ve uzman değerlendirmelerinde öne çıkan öneriler şöyle sıralanıyor:

Atık su arıtma tesislerinin artan nüfusa göre modernize edilmesi,

Tarımda damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması,

Nitrat ve pestisit sızıntılarının kaynağında önlenmesi,

Kaçak sanayi ve kanalizasyon deşarjlarının dijital sistemlerle sürekli izlenmesi,

Havza yönetim planındaki tedbirlerin gecikmeden uygulanması.

Uzmanlar, Antalya'nın denizlerinin temiz kalmasının yalnızca kıyı temizliğiyle değil, tüm havzada kirliliğin azaltılmasıyla mümkün olacağını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Deniz, kendisine ulaşan bütün havzanın aynasıdır. Sorun denizde değil, denize ulaşan sulardadır."