banner65

Erdoğan Kılıçdaroğlu'nu Dersim ile vurdu

Erdoğan Ankara'da AK Parti İl Başkanları toplantısında konuştu. Erdoğan Dersim'le ilgili şok açıklamalar yaptı.

Erdoğan Kılıçdaroğlu'nu Dersim ile vurdu

Erdoğan Ankara'da AK Parti İl Başkanları toplantısında konuştu. Erdoğan Dersim'le ilgili şok açıklamalar yaptı.

23 Kasım 2011 Çarşamba 14:27
Erdoğan Kılıçdaroğlu'nu Dersim ile vurdu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Van'da eğitimin aksamaması için 2 Kasım'da 800 öğretmenin atamasını yaptıklarını belirterek, ''İhtiyaç hasıl oldukça da Van'ı eğitim noktasında desteklemeye devam edeceğiz'' dedi. Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, toplantının, millete ve bölgede hayırlara vesile olmasını diledi.


Konuşmasının hemen başında, çok değerli öğretmenlere özel bir parantez açmayı vazife olarak telakki ettiğini belirten Erdoğan, yarının Öğretmenler Günü olduğuna işaret etti. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Partimizin Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında, hepimizin çok şey borçlu olduğu öğretmenlerimize ben bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Özellikle, Van Depreminde kaybettiğimiz 75 öğretmenimizi, eğitim şehitlerimizi, 24 Kasım Öğretmenler Günü arifesinde bir kez daha rahmetle, saygıyla ve minnetle yadediyorum, mekanları cennet olsun diyorum. 




Van depreminde vefat eden öğretmenlerimizin tüm öğrencilerine, yakınlarına, sevdiklerine ve eğitim camiamıza da buradan başsağlığı mesajlarımı tekraren iletiyorum. Esasen Şair Ceyhun Atıf Kansu'nun, öğretmenlere yazdığı şiirin şu dizelerinin, Van'daki öğretmenlerimize hitap ettiğini düşünüyor ve o dizeleri burada hatırlatmak istiyorum: Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum. Okulun duvarı çöktü, altında kaldım. Ama ben, dünya üstündeyim, toprakta. Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta. Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım. Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir. Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya. Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya...



Evet, Vanlı öğrencilerin, öğretmenlerini unutmayacaklarına ve mezarlarına kardelenler taşıyacaklarına yürekten inanıyorum. Ülkemizin tüm öğretmenlerinin, eğitim camiamızın, 24 Kasım'ı Van'daki öğretmenlerimizin acısı ve hüznü içinde kutlayacaklarını biliyor ve meslektaşlarından dualarını esirgememelerini temenni ediyorum. Bu vesileyle, Van'da kaybettiğimiz öğretmenlerimizin yakınlarıyla ilgili gerçekleştirdiğimiz düzenlemeyi burada bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum. Şu andaki mevcut kanun, ölüm ve malullük aylığı bağlanabilmesi için 5 yıllık hizmet süresi öngörüyordu. Biz, hazırladığımız bir tasarıyla, Van depremzedeleri için bu 5 yıllık süreyi 30 güne çektik. Böylece, 30 gün sigortalı çalışmış ve hayatını kaybetmiş kardeşlerimizin yakınlarına ölüm aylığı, malul kalanlara da malullük aylığı bağlayacağız. Eğer mevcut kanun uygulansaydı, hayatını kaybeden 74 öğretmenimizden sadece 4'ünün yakınlarına aylık bağlanabilecekti. Şu anda ise, 30 gün sigortalı çalışmış tüm öğretmenlerimizin yakınlarına aylık bağlanabilecek.



Yine Van'la ilgili önemli bir detayı da hatırlatmak durumundayım. Van'da, eğitimin aksamaması için, 2 Kasım'da 800 öğretmenin atamasını yaptık. İhtiyaç hasıl oldukça da Van'ı eğitim noktasında desteklemeye devam edeceğiz.''


En büyük bütçe eğitime



Bu vesileyle Türkiye geneline ilişkin bazı verileri de paylaşmak istediğini belirten Başbakan Erdoğan, 2003 yılından bugüne kadar, toplamda 300 bin 924 öğretmenin atamasını gerçekleştirdiklerini söyledi.



Erdoğan, şöyle devam etti:''Bizden önceki süreçlere baktığımızda böyle bir atama söz konusu değildi. 2002-2003 eğitim öğretim yılında, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı biz göreve geldiğimizde ilköğretimde 28 kişiydi; bunu şu anda 21'e düşürdük. Bu da yine aldığımız mesafeyi göstermesi bakımından önem arz ediyor. 




Yeni başlayan bir öğretmenin maaşı, 2002 yılında 470 lira idi. Bugün itibarıyla yeni başlayan öğretmen maaşı 1.593 lira. Ek ders ücretini de 165 liradan 457 liraya yükselttik. Ek ders ücretiyle birlikte, yeni başlayan öğretmen maaşını, 9 yıllık süreçte tam yüzde 223 oranında artırdık. Dolar bazında hesapladığınızda, bu rakamı da vereyim bu da önemli, 2002'de yani göreve geldiğimizde, maaş artı ek ders ücretiyle yeni başlayan bir öğretmenin maaşı 387 dolarken, bugün 1.249 dolara tekabül ediyor. Ayrıca öğretmenlerimizin hazırlık ödeneklerini de 175 liradan 570 liraya yükselttik. Öğretmenlerimizin maaşlarıyla birlikte, özlük hakları, barınma ihtiyaçları gibi sorunlara da el attık ve köklü çözümler ürettik. Böyle kutsal ve özveri isteyen bir meslek grubu için ne yapılsa az olduğunu biliyoruz. Ancak eğitim, AK Parti hükümetlerinin her zaman önceliği olmuş ve bütçeden en büyük ödenek eğitime ayrılmıştır.


2012 bütçesinde de eğitimi yine ülkemizin en büyük meselesi olarak görmeye devam edecek, öğretmenlerimizin imkanlarını daha yüksek standartlara kavuşturacağız.Bir kez daha 24 Kasım Öğretmenler Günü'nün tüm öğretmenlerimiz için kutlu olmasını diliyor; ülkemin tüm öğrencileri adına, öğretmenlerimizin ellerinden hürmetle öpüyorum.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu eleştirerek, ''Şimdi çıkmış diyor ki 'ben Başbakan olacağım'... Daha çok beklersin, daha çok beklersin'' dedi.

Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, dün yapılan AK Parti TBMM Grup toplantısı nedeniyle bölgedeki bazı meseleler hakkında görüşlerini ifade ettiğini hatırlattı.

''Dost ve kardeş Mısır'daki'' son gelişmeleri de Türkiye olarak çok yakından takip ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, Mısır'da, Başbakan Essam Şeref başkanlığındaki kabinenin istifasını sunmasının ardından Tahrir Meydanı'nın yeniden gösterilere sahne olduğunu hatırlattı. 

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ne yazık ki gösterilerde hayatını kaybeden, yaralanan kardeşlerimiz oldu. Mısır'daki Yüksek Konsey'in, insan hakları noktasında beklentileri bir an önce karşılaması en büyük arzumuz.

Konsey'in, parlamento seçimlerinin süratle ve belirtilen takvim çerçevesinde gerçekleştirileceğini duyurmasını önemli ve anlamlı bir adım olarak görüyoruz.

Mısır, parlamento seçimlerini de ardından Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de en kısa süre içinde yapabilecek, güce, birikime imkana sahip.

Mısır'da demokratik parlamenter sistemin daha fazla gecikmeden yerleşmesini, kurumsallaşmasını en az Mısırlı kardeşlerimiz kadar istiyoruz. Hamdolsun Tunus bu sorunu çözdü, başbakanını belirledi, parlamento öyle, cumhurbaşkanı ile ilgili ilkeler öyle, süratle bunlar tamamlanıyor. 

Biz Mısır'dan artık olumsuz haberler almak, olumsuz haberler duymak istemiyoruz.

Umuyorum ki Tahrir Meydanı'nda daha fazla kan akmadan, daha fazla can kaybı olmadan, Mısır sükunete ulaşır ve uzlaşma içinde geleceğini şekillendirmeye başlar.''


Muhalefete eleştiri

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, ülkeyi, milleti ilgilendiren, aciliyet arz eden konularda çalışmalarını çok yoğun olarak sürdürdüğünü ve sorunlara çare üretmek için özverili şekilde yasama faaliyetleri yaptığını dile getiren Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''2012 bütçesine ilişkin çalışmalar, paralel olarak Anayasa çalışmaları, diğer yasama faaliyetleri belli bir rutin çerçevesinde devam ediyor.

Tabii, bu yoğun tempo içinde, muhalefetin de her türlü engelleme ve yavaşlatma girişimleriyle mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Muhalefet, sorun çözmek gibi bir hedef gözetmiyor. Tam tersine muhalefet, bütün enerjisini, işleri yavaşlatmaya, yasaların çıkmasını engellemeye, bu yolla Hükümet'in hızını kesmeye hasretmiş durumda.

Bunların yanında bir de gensorular yoluyla Meclis ve Genel Kurul meşgul ediliyor. Muhalefet, gensoruyu, artık bir sorgulama, bilgilendirme ve bilgi alma metodu olmaktan çıkardı, Meclis'i ve milletvekillerini oyalamanın bir aracı olarak sıkça kullanmaya başladı.

Daha önce de ifade ettim, gensoru mekanizması, bu muhalefet tarafından adeta sulandırıldı. Gensorunun ciddiyeti kalmadı, tamamen sulandırıldı. Bu da zaten bu muhalefete yakıştığını öğrendik. Demek ki bu muhalefete böyle bir gensoru anlayışı yakışıyor.

Tek bir gaye var, o da meclis çalışmalarının yavaşlatılması. Bunların iş yapma gibi bir dertleri yok, yasama görevini yapsın diye bir dertleri yok. Tabii bütün bunlara rağmen biz sabırla, sağduyuyla bunların hepsine gereken cevabı verecek, ama aynı zamanda muhalefetin bu art niyetli çabalarını da milletimizle yakinen paylaşacağız. 

İşte onun için ben sürekli teşkilatımızı daha yoğun bir çalışma içinde görmek istiyorum. Onun için milletvekillerimizi her hafta illerinde görmek istiyorum, onun için belediye başkanlarını, belediye meclis üyesi arkadaşlarımı, il genel meclisi arkadaşlarımı, sandık müşahidi arkadaşlarıma varıncaya kadar tüm teşkilat yapısı içindeki kardeşlerimi, arazide çok daha yoğun çalışmaya davet ediyorum. Gençlik ve kadın kollarımızı, çok daha yoğun çalışmaya davet ediyorum. Çünkü bunların halkımıza anlatılması lazım. Yüz yüze, göz göze anlatılması lazım ki bunlar anlatılsın ve halkımız gerçekleri yakından görsün, bilsin anlasın. 

Şimdi burada şu hususa özellikle değinmek istiyorum. Ben, bu kürsüden olsun, diğer platformlardan olsun, her fırsatta, yapıcı eleştiriden çekinmediğimizi, her türlü yapıcı eleştiri ve öneriyi dikkate alarak politika ürettiğimizi, üreteceğimizi defalarca ifade ettim.''

-''Başarılı bir siyasi hareketiz''-

12 Haziran seçimlerinin hemen ardından, yine bu salonda, yine bir Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda, kibirin, gururun, büyüklenmenin, tepeden bakmanın, nefislerinde ve partisinde kendisine yer bulamayacağını ifade ettiğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bakın biz, başarılı bir parti, başarılı bir siyasi hareketiz, biz bir sokak hareketi değiliz. Biz ne yapılması gerekiyorsa bunun yerinin demokrasilerde parlamento olduğunu bilerek yola çıktık ve halkımızın nabzını dinleyerek yola çıktık ve halkımız bize parlamentoda ilk adımı attığımızda 14 ay sonra görevi verdi ve biz iktidar olduk.

Bu diğer partiler içinde olabilirdi, ama onlar halkın nabzıyla uyumlu bir süreci başlatamadılar. Onlar halkın nabzıyla değil, belli ideolojik yaklaşımlarla böyle bir şeyi yakalamak istediler. Onun için de halkım, böyle bir prim vermedi.

İşte CHP... Tek partili dönemi koyun bir kenara ondan sonra bunlara benim halkım hiçbir zaman tek parti iktidarı verdi mi? Vermedi. Niye vermedi? Çünkü halkımın değer yargılarıyla, bunların değer yargıları uymuyor, uyuşmuyor. Şimdi çıkmış diyor ki 'ben başbakan olacağım'... Daha çok beklersin, daha çok beklersin. 

  İcraatlarımızla başarılı bir iktidar olduk. Politikalarımızla başarılıyız. Ürettiğimiz çözümlerle, ürettiğimiz hizmet ve eserlerle başarılıyız. Biz, başarısını, kendi kendine ölçen, kendi kendine değerlendiren bir parti de değiliz.

 Başarımızı ya da başarısızlığımızı, milletin aynasında değerlendiriyor, milletin önüne konulan sandıktan çıkan sonuca göre muhasebemizi yapıyoruz. Ve bu 9 yıl içinde bunu hep böyle yaptık. Bizim için başarının ölçütü, kriteri, milletimizin bize verdiği nottur.

Nitekim bu aziz millet, 3 Kasım 2002'den bugüne kadar 5 seçimde bize notunu vermiş, bizimle ilgili takdir yetkisini kullanmış ve bizi hep birinci parti olarak sandıktan çıkartarak, bu makamları bize emanet etmiştir.

Bu aziz millet, bizim icraatlarımızı, politikalarımızı, hizmetlerimizi onayladığı için oyumuzu artırarak üç dönem üst üste bizi iktidara taşımıştır.''


-''Affınıza sığınıyorum''-

Bunun için, ''muhalefet şöyle demiş, böyle demiş'' buna hiç kafa yorulmamasını isteyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Söylediklerinden alınacak şeyler varsa alalım, ama yoksa her zaman da cevap vermeye gerek yok. Biz işimize bakalım. Çünkü bizim yapacak çok işimiz var. Bunların dilinden çıkan ifadelere, aynı dille, zaman zaman affınıza sığınıyorum; adeta ağızlarından salyalar akıyor. Bizim edebimizde, terbiyemizde yetişme tarzımında bunların hiçbiri yok. İşte anamuhalefetin başkanının son dönemde, işte dün yaptığı konuşmalarda, hiç sokaktan geçen rastgele hiç yetişmemiş, adeta mürekkep yalamamış bir tip. Konuşmalar böyle... Ama ben bugün ona aynı dille cevap vermem, vermeyeceğim, Çünkü onun seviyesine inemem. Milletimizin bize taktir ettiği bir seviye var biz orada kalacağız.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Sayın Kılıçdaroğlu. Bak ben bunu konuşmuyorum ama sen beni gelip Ermeni diasporasıyla aynı yere oturtmaya çalışıyorsun. Yazıklar olsun, sana yazıklar olsun. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı Tayyip Erdoğan'ı Ermeni diasporasıyla aynı yere oturtacak olanın alnını karışlarım. Haddini bil diyorum, haddini bil diyorum'' dedi.

Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti olarak, siyasi tabuların, tarihi tabuların ve sorgulanamayan konuların üzerine büyük bir samimiyetle gittiklerini söyledi.

Hiçbir ismi, hiçbir konuyu, tarihi hiçbir olayı, bir istismar aracı, bir siyasi rant aracı olarak kullanmaya asla tenezzül ve tevessül etmediklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bu ülkenin büyümesinin, güçlenmesinin, dünyanın güçlü bir ülkesi olmasının önündeki en büyük engellerden biri, geçmişiyle, tarihiyle, tabularıyla ve korkularıyla yüzleşememesidir. Faili meçhullerle yüzleşmeden demokrasinin inşa edilemeyeceğini biliyorduk ve faili meçhullerle yüzleştik, yüzleşiyoruz. Siyasi vesayetle yüzleşmeden muasır medeniyetler seviyesine ulaşılamayacağını biliyorduk ve siyasi vesayetle yüzleştik, mücadele ettik, ediyoruz. Asimilasyonla, ret ve inkar politikalarıyla yüzleşmeden, söylenemeyenleri cesaretle ortaya koymadan Kürt meselesinin çözülmeyeceğini biliyorduk. Biz her şeyle yüzleştik ve çözüm için cesur adımlar attık, atmaya da devam ediyoruz.''

-''Çarkçı Kemal...''-

Başbakan Erdoğan, kendi tarihiyle, tarihinin karanlık noktalarıyla yüzleşemeyenlerin ve yüzleşme cesaretini gösteremeyenlerin, bir gelecek inşa edemeyeceklerini, hatta bir gelecek tasavvur bile edemeyeceklerini ifade etti.

Bilinçlerinin altını süpürmeyenlerin ve prangalarından, ağırlıklarından kurtulmayanların, gelecek adına proje üretemeyeceklerini belirten Erdoğan, kendisini eleştiremeyenlerin ve kendi özeleştirisini yapamayanların kendi tarihini sorgulayamayacaklarını, başkalarını eleştiremeyeceklerini ve başkalarını sorgulayamayacaklarını dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''2009 yılında, TBMM Genel Kurulunda, demokratik açılım görüşmelerinde konuşan, o zamanın CHP Genel Başkan Yardımcısı, bizim 'anneler ağlamasın' diyerek başlattığımız Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizi eleştirirken, 'Dersim isyanında analar ağlamadı mı?; diyerek, adeta tarihi bir acının küllerini kaldırdı. Hatırlayın, isim vermeme gerek yok...

Açıkçası, yine o zamanın CHP Grup Başkanvekili, kendisi de Tuncelili, yani Dersim'li olan, o zaman söylemiyordu ama şimdi söylüyor 'Dersimliyim, Dersimli olmaktan da gurur duyarım' diyor. Bundan daha tabii, daha doğal ne olur? Ekstra bir şey söylemiyorsun. Sayın Kılıçdaroğlu, önce bu acı sözler karşısında sessiz kaldı, ardından, tepkiler büyüyünce 'gereğini yapsın' dedi, ardından üçüncü bir çark daha yaparak 'Dersim isyanında analar ağlamadı mı?' diyen arkadaşına sahip çıktı. Sayın Kılıçdaroğlu, sen busun. Onun için sana 'Çarkçı Kemal' diyorlar. Bundan dolayı... Bak ben demiyorum, millet diyor. Niye? Gece başkasın, sabah başkasın. Sabah başka, akşam başka... Çünkü kılavuzlarını iyi seçememişsin. Onun için de çok bol kılavuz değiştiriyorsun.

Öncelikle şunu burada altını çizerek ifade ediyorum: Bizim, Dersim'le, Dersim katliamıyla olan ilgimiz, yeni, güncel ve siyasi polemiğe, Dersim üzerinden siyasete yönelik bir ilgi asla ve asla değildir. Bakın, öyle kitaplar vardır ki hayatınızı değiştirir, hayatınızı şekillendirir. Öyle kitaplar vardır ki okuduğunuz bir satır, nefes alıp verdiğiniz sürece hafızanızdan çıkmaz. Size burada işte öyle bir kitap göstermek istiyorum. Necip Fazıl Kısakürek'in, rahmetli, Son Devrin Din Mazlumları... İlk baskısı 1969 yılında yapılan bu kitap, yakın tarihimizde yaşanan baskı ve zulmü anlatıyor; yakın tarihimizin karanlık sayfalarına adeta bir kapı aralıyor.''

-Kemal Kılıçdaroğlu'na tepki-

Resmi tarihin anlattıklarıyla yetinmeyen bir neslin, bu kitabı okuyarak, o güne kadar hiç duymadığı, işitmediği, kendisine öğretilmeyen, anlatılmayan birçok meseleyi öğrenme fırsatını bulduğunu belirten Erdoğan, bu nedenle bu kitabın zaman zaman CHP tarafından yasaklandığını, toplatıldığını ve gençlikten uzak tutulmak istendiğini söyledi.

Kendisinin ve yaşıtlarının da kulaktan dolma anlatılanların ötesinde, Dersim'le derli toplu ilk tanışmasının bu eserle olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, kimsenin konuşmadığı ve konuşmaya cesaret dahi edemediği Dersim meselesinin, merhum Üstad Necip Fazıl'ın kalemiyle bir nesle en doğru şekilde aktarıldığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Üstad 'alevi' dememiştir. Bakın burası çok önemli. Sayın Kılıçdaroğlu, sen niye demiyorsun? De, konuş, söyle. Dersim'li olduğunu söylüyorsun, güzel. Geçenlerde milletvekili arkadaşım Sayın Metiner sizin aşiretinizden bahsetti. Söyle, niye söylemiyorsun? Gocunma, anlat.

Bakın burada Üstad 'Kürt' dememiştir, 'Ermeni' dememiştir... Necip Fazıl, Dersim'i ve Dersimlileri, din mazlumları sınıfına alarak, onlara sadece insan gözlüğüyle bakarak, insani bir trajediyi bizlere aktarmıştır. Sayın Kılıçdaroğlu. Bak ben bunu konuşmuyorum ama sen beni gelip Ermeni diasporasıyla aynı yere oturtmaya çalışıyorsun. Yazıklar olsun, sana yazıklar olsun. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı Tayyip Erdoğan'ı Ermeni diasporasıyla aynı yere oturtacak olanın alnını karışlarım. Haddini bil diyorum, haddini bil diyorum.''

Dersim'i dert edinmelerinin ve tanışmalarının, dünün veya bugünün konusu asla olmadığını belirten Erdoğan, kendilerinin birileri gibi, işine geleni ayyuka çıkaran, işine gelmeyen karşısında da susan ve üzerini örtenlerden asla olmadıklarını ve olmayacaklarını söyledi.

Türkiye'nin yakın tarihine ve yakın tarihindeki meselelere tam bir samimiyet içinde yaklaştıklarını vurgulayan Erdoğan, her şeyin ama her şeyin aydınlatılması için de samimiyetle mücadele verdiklerini dile getirdi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dersim'de yaşanan olaylarla ilgili, ''Şimdi CHP kendi geçmişini güya bunlardan kurtaracak. Onun için bana fatura kesmek istiyor. 'Başbakan özür dilesin' diyor. Bütün bu işlerin banisi sizsiniz. Yani bizim devlet olarak özür dilememize mani birşey yok ama bu işin iradesini kullanan sizsiniz'' dedi.

Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Dersim olaylarıyla ilgili belgeler açıkladı. Başbakan Erdoğan, Dersim;e yapılan operasyonların, bir isyanın bastırılması olarak zihinlerde ve vicdanlarda meşrulaştırılmaya çalışıldığını söyledi. Erdoğan, bunu iddia edenlere karşı söyleyecek çok söz olduğunu ama ilk Meclis;te Dersim Mebusu olarak, bizzat Atatürk tarafından davet edilen Diyap Ağa'dan hiç kimsenin söz etmediğini dile getirdi.

Dersim Operasyonları sonucunda tutuklanan ve asılan Seyit Rıza'nın, 1915 olayları sırasında, işgalci ordulara karşı savaştığından, dönemin valisi tarafından da ''din ve namusuyla bize hizmet etti'' diyerek şereflendirildiğinden kimsenin bahsetmediğini dile getiren Başbakan ERdoğan, ''Dersim'de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde dersim raporları hazırlanıyor'' dedi.

Bir raporu salondakilere gösteren Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bakın şu rapor sadece 100 adet bastırılarak, zata mahsus olarak, bu notla belli yerlere gönderilmiş bir rapordur.

Sayın Kılıçdaroğlu, belge, arşiv bilmem ne bunlardan bahsetti. BAkınız, Başbakanlık'ın arşivi açıktır. Sayın Kılıçdaroğlu, görmek istiyorsan, inceleme yapmak istiyorsan buyurursun, görürsün, incelersin. Oranın ilkeleri ne ise o şartlar içinde bu konudaki bilgisizliğinin giderirsin.''

Rapordakileri açıklayan Başbakan Erdoğan, sadece bir kaç cümleyi aktarmak istediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sayfa 199: 1926 yılında, mülkiye müfettişi Hamdi Bey'in raporuna atıf yapılıyor ve deniliyor ki: Dersim, Hükumet-i Cumhuriye için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kat;i bir ameliye yapmak ve ihtimalatı elimeyi önlemek, selameti memleket namına farz-ı ayndır. Bu kadar bu işi önemsiyorlar. Adeta bugünün ifadesiyle 'olmazsa olmaz' bu anlama geliyor.

Sayfa 201'de şu ifade var: Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat ve Kürtlük temayülatı ile bulaşmış, tehlikeli bir çıbandır. Bu çıbanın kat'i bir ameliyeye tabi tutulması lazımdır. Bunun için evvela silah toplamak, badehu, ardından ıslahat yapmak icap eder.

Bu rapor, eski raporları hatırlattıktan sonra kendi çözüm önerilerini ortaya koyuyor: Nerede? Sayfa 237-246 arasında, Dersim;e yapılacak harekatın ayrıntıları, göç ettirilecek aşiretlerin listesi, bunların ne yöntemle yapılacağı anlatılıyor.

Tabii ben bu raporu açık gösterecek değilim, çıkardığım özetten okuyorum.

Belge 1: yine 1935 yılında bir kanun çıkarılıyor. Kanun;un adı: Tunçeli vilayetinin idaresi hakkında kanun. Sadece Tunçeli'ni kapsamıyor. çevre illeri de kapsıyor. Kkanun;un ilk maddesinde şu belirtiliyor:

Madde 1: Tunçeli vilayetine, ordu ile irtibatı baki kalmak ve rütbesinin salahiyetini haiz bulunmak üzere korkomutan rütbesinde bir zat vali ve kumandan olarak seçilir. Sonra, bu vali ve kumandana yasada çok enteresan haklar tanınıyor. Mesela vali ve kumandan gerek görürse, aileleri bir yerden bir yere göç ettirebilir. Mesela idam hükümlerinin vali ve kumandan tarafından tecileni gerek görülmezse hemen idam edilir. Sayın Kılıçdaroğlu, haberin var mı bunlardan? Vardır da söylemiyorsun.

Mesela ceza mahkemelerinde verilen kararların temyizine gerek yoktur. İşte bu kanunun ardından, hazırlıklar yapılıyor, 1937,1938 ve 1939 yıllarında Dersim;de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim;de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor.''

-Muhsin Batur-

Dersim olayları sırasında orada asker olan Muhsin Batur'un anılarından da söz eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Muhsin Batur'un kim olduğunu biliyorsunuz değil mi? O dönemde başka partiler yok. Sadece CHP var. Şimdi CHP kendi geçmişini güya bunlardan kurtaracak. Onun için bana fatura kesmek istiyor. 'Başbakan özür dilesin' diyor. Bütün bu işlerin banisi sizsiniz. Yani bizim devlet olarak özür dilememize mani birşey yok ama bu işin iradesini kullanan sizsiniz, siz... Sizin zihniyetiniz, CHP zihniyeti...

Buna eski defterleri karaştırmak denilmez, eğer eski defterleri karıştırmaya muhtaç biri varsa o da sizsiniz. Çünkü sen ne diyorsun? 'Ben yeni CHP'yim' diyorsun. Madem yeni CHP'sin onu eleştir. eleştiremiyorsun.

Daha geçenlerde anma törenleri yaptın. Ve bütün biraz sonra gelecek belgelerin, bu belgelerin altında imzası olan zat için anma törenleri yaptın.

Dersim olayları sırasında orada asker olan Muhsin Batur, anılarında aynen şu ifadeyi kullanıyor: günlerden birgün emir geldi. tren yoluyla Elazığ;a vardık. Elazığ'da Tunceli içinde o zaman Bingöl, Erzincan da keza öyle... Oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. iki aya yakın Dersim;de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.

Üstad Necip Fazıl, Dersim;deki facianın tarihte bir benzerinin olmadığını ifade ediyor…

Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuk Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderiliyor. Kendisinin öğretmen ve köy halkıyla alakasız bir şahıs olduğunu iddia ederek, alevler içinden fırlamak isteyen bir genç, kalasla alevlerin içine itiliyor ve karşısında da sigara içiliyor. iktidar CHP iktidarı, zihniyet CHP zihniyeti.

Bir köy halkı, önce kurşunlanıyor, daha sonra buğday sapları üzerinde yakılıyor. Üstad, faciayı şu satırlarla anlatıyor. Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta.

Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaş arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır. Vaziyet birden haber alınıyor. çocukların öldürülmeleri emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse bulunamıyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız masumlara silah kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. nihayet kara suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 masumun işi bitiriliyor.''

-''Murat suyu kızıl...''-

''Murat suyunun, kandan kıpkızıl aktığını görenler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Dersim vakasının en büyük mazlumlarından Seyit Rıza;nın hikayesi ise ayrıca yürek burkucu. Yahu bunları anlatıyorum bunlar mı sıkıntı veriyor, Kılıçdaroğlu ve yahut senin zihniyetine, senin inancına, bunlar mı ters düşüyor.

Dönemin Malatya Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil, bir röportajda bunu şöyle anlatıyor. 'Son sözünü sorduk; Kırk liram var, oğluma verirsiniz' dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.

Asarken iki kez ip koptu. Seyit Rıza görmesin diye ben arabanın önünü kapattım. Fındık Hafız;ın idamı bitti. Seyit Rıza;yı meydana çıkardık. Soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: Evlad-ı kerbalayıkh, bi hatayıkh, yani Kerbalanın çocuklarıyız., biz hatasızız. Ayıptır, zulümdür, cinayettir.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Şimdi yine yaygaralar başladı, aynı şekilde yine iftiralar devam ediyor. Bütün bu iftiralara rağmen, her türlü belgesel cevaplar verildiği halde bunlar anlamıyor. 9 yıldır ısıtılıp önümüze sürülen temcit pilavı, bugün bir kez daha ısıtılıyor'' dedi.

Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, tarihin en büyük medeniyetlerinden birini inşa etmiş Endülüs'ten örnek verdi. Gırnata'da, El Hamra Sarayı'nın duvarlarına yazılmış bir sözü hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ve la galibe illallah... Allah'tan başka galip, zafer sahibi yoktur. Bunu niçin acaba o dönemin Müslümanları El Hamra Sarayı'nın duvarlarına bir nakış gibi işlemişler? Oradaki sultanlar, oradaki liderler devamlı onu okusunlar ve kendilerine çekidüzen versinler diye. Bu, mütevazi olmaktır. Aslında adeta küçülmenin bir ifadesidir ama küçülürken büyümek, işte mesele bu.

Yavuz'u büyük kılan neydi? İşte her sabah sarayın kapısında sarı altın verdiği o gencin O'na söylediğiydi. Neydi? Gururlanma padişahım senden büyük Allah var. O da bu şekilde küçülürken büyüdü. Mesele bu... Ama şimdi bunu söyleyenler maalesef yok gibi. Ama biz tarihimizdeki bu incelikleri şöyle gözümüzün önüne getirirsek, ruh dünyamızda, gönül dünyamızda bunları hatırlayacak olursak inanıyorum ki çalışmamıza vereceğimiz yön ve hız, işte bundan esinlenerek bizi çok daha güçlü kılacaktır. Biz, buna yürekten inanmış, bu sözü kendisine rehber edinmiş, bu sözün, bu sözün inşa ettiği medeniyetin ışığında yürüyen bir hareketiz.

Bizim medeniyetimiz, öyle 20 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık köksüz bir medeniyet değildir. Bizim medeniyetimiz, binlerce yıla sari, köklü, kadim ve zengin bir medeniyettir.''

-''Binlerce yıllık köklü bir medeniyetin, kültürün ve birikimin üzerine inşa edilmiş bir partiyiz''

AK Parti ile ilgili olarak, daha ilk iktidar döneminde farklı senaryolar çizenler bulunduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, ''Bunlar iktidar partisi, bunlar yıpranır, 2007 seçimlerinde başarı sağlayamazlar, çok yıprandılar'' denildiğini hatırlattı.

Erdoğan, bu sözleri söyleyenlerin ''AK Parti'nin uzun bir yola hüküm giymiş bir hareketin mensupları olduğu gerçeği'' bilmediklerini ifade etti. Erdoğan, Aşık Veysel'in dediği gibi, uzun ince bir yolda gece, gündüz yürüdüklerini dile getirdi.

2007 seçimlerinin sonuçlarından hayal kırıklığına uğrayanların, bu sefer de AK Parti'nin ikinci iktidar döneminde korku senaryoları üretmeye başladıklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Yorgun düşer dediler, yozlaşma, yolsuzluk iddiaları ortaya attılar, yıprandı dediler ama 2011 seçimlerinde, oy patlaması yaparak, Türkiye'deki her iki seçmenden birinin oyunu alarak çok daha güçlü bir şekilde iktidara geldik.

Şimdi aynı türküler yeniden söyleniyor. Dur bakalım, şurada daha 6 ay oldu yahu. Dur. Millet bakın test etti, değerlendirmelerini yaptı. Biraz sabırlı olun. Şimdi yine yaygaralar başladı, aynı şekilde yine iftiralar devam ediyor. Bütün bu iftiralara rağmen, her türlü belgesel cevaplar verildiği halde bunlar anlamıyor. 9 yıldır ısıtılıp önümüze sürülen temcit pilavı, bugün bir kez daha ısıtılıyor. Bozuk plak nasıl hep aynı yerde takılıp kalırsa, bazıları da adeta bozuk plak gibi o bildik söylemleri peş peşe tekrar ediyorlar.

Biz, nasıl bir sorumluluk üstlendiğimizin farkındayız. Bizim üzerimizde, bu aziz milletin emaneti var. Bizim üzerimizde, yetimlerin, öksüzlerin, yoksulların, yolda kalmışların, gariplerin emaneti var. Biz, 5 yılın, 10 yılın birikimi üzerine bina edilmiş değil, binlerce yıllık köklü bir medeniyetin, kültürün ve birikimin üzerine inşa edilmiş bir partiyiz, işte böyle bir hareketiz. Yüzyıllar içinden süzülerek gelmiş, Hazreti Mevlana'nın, Hazreti Yunus'un, Şeyh Edebali'nin, Ahmet Yesevi'nin, Hacı Bektaş Veli'nin ve daha nice gönül insanlarının rehberliğiyle yola çıkmış bir partiyiz.

Bizden kibir bekleyenler, açık söylüyorum, boşuna beklerler. Biz kibirlenmeyiz, biz böbürlenmeyiz, biz hiç kimseye ama hiç kimseye tepeden bakmayız.''

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161

banner160