Ahmet Özer: ALİ ÇAVUŞ’UN Ölümün Kaleme Aldı

Toros Üniversitesi Hocalarından Ahmet Özek ALİ ÇAVUŞ'un Ölümü Nedeniyle Bir Makale Kaleme Aldı

Ahmet Özer: ALİ ÇAVUŞ’UN Ölümün Kaleme Aldı

Toros Üniversitesi Hocalarından Ahmet Özek ALİ ÇAVUŞ'un Ölümü Nedeniyle Bir Makale Kaleme Aldı

17 Aralık 2013 Salı 16:59
Ahmet Özer: ALİ ÇAVUŞ’UN Ölümün Kaleme Aldı
Evet sevgili dostlar, Ali Çavuş’u Cumartesi akşamı kaybettik. Dün taziye evinde Uğur Yıldırım’ın; “ölüm Ali’ye hiç yakışmadı” yakarısı haklıydı. Ölüm civanmert, ilkeli, solcu, vefalı, dost Ali’ye hiç mi hiç yakışmadı. İnsanının darı dünyada karşı koyamadığı tek gerçek ölümdür, elden ne gelir. O yüzden bizim oralarda sevdiklerini toprağa verenler başkaları da bu acıyı yaşamasın diye “ölüm, öleydin” diye yakarırlar. 




Ben Ali Çavuş’u Mersin’e ikinci gelişimde tanıdım. Sanırım 1990’lı yılların sonuydu. Arkadaşlar daha sonraları beni Bahriye Ok’ta çalıştırdıkları mekanına götürmüşlerdi. O beni gıyabında tanıyordu. 40 yıldır tanışıyormuşuz gibi karşıladı bizi, dostça ve rahatça..Bu karşılamanın dışında iki şey dikkatimi çekmişti:  Bir o zamanlar gür ve siyah kırçıl saçlarının sardığı yüzündeaşağı sarkık devrimci pos bıyıkları, bir de“Kurtuluşcu” oluşu... Kurtuluş hareketi Rızgarinin Türk Solundaki karşılığıydı. Bunu daha lise yıllarından bilir ve bir sempati duyardım.



Ali gibi Arif, Laz Kamil gibi arkadaşlar devrimci damarlarından soludukları solculuklarına sık sık döner; oksijen alır gibi geçmişi solurlardı. Bir çoğu gibi Ali’de sonraki yıllarda CHP’ye evrilmişti. Onu ziyaret ettiğim çoğu zamanda, yakın dostu Kenan Yücesoy’u yanında görür, CHP’nin halini konuşup tartıştığımızı hatırlarım. Öyle ilgiliydi ki bezen delege listeleri, mahalle dağılımlarını, oy oranlarını bilmek istediğinizde Ali’ye müracat eder; siz, size sunulmuş portakal suyunuzu içerken  o da hiç üşenmeden çekmecesinden bunları çıkarır, teker teker ortaya koyar, yorumunu yapardı.


Geçenlerde Bora Yorulmazla ile birlikte ziyaretime gelmişlerdi. Uzun uzun konuşup sohbet etmiştik.Benden bir şey istemişti. Üstelik kendisi için değil bir dostu için. Zaten Ali hayatını kendisinden ziyade başkaları için yaşadı. Seveni o yüzden çoktu. Cenaze töreni o yüzden ana baba günü gibiydi.En son ölümünden iki gün önce beni telefonla aramıştı. Her zamanki gibi “Hocam iyi günler, nasılsın?” diyerek söze girmişti. Bir toplantıdaydım, ben de halını hatırını sorduktan sonra daha sonra uzunca görüşmek üzere vedalaşmıştık.



Şimdi neden bu arada görüşmediğime nasıl hayıflandım bilemezsiniz. İşte ölüm böyle bir şey. Hiç beklemediğiniz bir zamanda pat diye karşınıza çıkıp dostlarınızı, yakınlarınızı, arkadaşlarınızı alıp götürüyor, gözünüzün yaşına bakmadan. Ah ölüm gözün kör olsun. Bir filozofun dediği gibi ölümün yaşa saygısı yok. Gelmek istediği zaman genç, yaşlı, kadın, çocuk, zamanlı zamansız ayrımı yapmadan alıp götürüyor. O zaman bize düşen nedir?  Yaşarken yaşadığımız dostlukların, arkadaşlıkların kıymetini bilerek yaşamak. Demesi kolay ama ya yapması... aklıma bir derbimesel geliyor, meramımı onunla açıklıyayım:

Bir zamanlar keyfi yerinde, gamsızca yaşyıp giden bir padişahın 4 karısı varmış. İlkini çok seviyormuş, ikincisine bütün muhabbetini vermiş, üçüncüsüne bütün malını mülkünü; gelgeleim dördüncünün ise hiç yüzüne bakmamış. Gel zaman git zaman Azrail haber göndermiş “Paşa tedbirini al canını almaya geliyorum” diye. Paşa bu beklenmedik haber karşısında paniklemiş; hemen birinci karısına koşmuş; “Seni ne kadar çok sevdiğimi, bütün sevgimi yalnızca sana verdiğimi biliyorsun. Şimdi Azrail canımı almaya gelecek, sen benimle geleceksin değil mi?” diye sormuş.



Kadın “Valla kusura bakma,bu iş seninle ölüm arasında, ben seninle gelmem” deyince adam yıkılmış, hayal kırıklığı içinde ikinci karısına gitmiş; “Ben sana bütün muhabbetimi verdim, sen de ölümde kalımda beraberiz diyordun her zaman ve şimdi ölme zamanı geldi, ben de yalnızlıktan ve kabirden korkuyorum, sen gel bari gel benimle” diye yakarmış, ikinci karısı; “O lafın gelişi idi paşa, şimdi iş ciddiye bindi. Seni severim ama kusura bakma seninle ölüme gelemem” demiş. Paşa çar na-çar  üçüncü karısına koşmuş “Bahtına düştüm, sana bütün malımı mülkümü verdim, bari sen gel benimle” deyince, kadın öyle bir cevap vermiş ki paşanın ağzı bir karış açık kalmış. “Seninle mezara kadar gelirim, gömdükten sonra da başkasına giderim, yalan yok, dünyanın bendi böyle” demiş.


Paşa yıkılmış bir halde oradan da ayrılırken dördüncü  karısına rastlayınca yüzüne bile bakmamış. Çünkü sağlığında ona zerre kadar değer ve önem vermemiş. Ama kadın “ne o paşa bugün çok melul ve mahsunsun” diye sorunca paşa; cevap verme tenezzülünde bile bulunmamış. Ama kadın; “Duydum başına geleni Paşam, merak etme ben seninle gelecem demiş.” İşte o an Padişah ne kadar yanlış yaptığını anlamış ve Allah’ a yakarmaya başlamış “AllahIm demiş ben büyük bir yanlış yaptım, Azraile söyle bana biraz mühlet versin bu yanlışımı düzelteyim” diye yalvarmış. Azrail hemen haber salmış; “Pazarlık yok Paşa” demiş “sen onu baştan düşünecektin” diyerek işine koyulmuş.
Şimdi buradaki kıssadan hisse nedir?
Kıssadan hisse şudur; Birinci kadın, burada bedensel zevkleri, fizyolojik ihtiyaçlarımızı, yeme içmeyi vs. temsil ediyor. İnsanlar bunun için birbirini kırmaktan örselemekten geri kalmıyor. Oysa öldüğünde bununla değil yapıp ettikleriyle anılıyor. Tıpkı bu gün Ali Çavuş’un yaptıklarıyla anıldığı gibi. İkincisi en yakınlarımızdır, sevdiklerimiz, ailemizdir. Ölünce onların da elinden bir şey gelmez. Ali’nin eşi Şenol Hanımın Muğdat camisinde bana sarılarak “Hocam Ali ne zaman seninle tekrar konuşacak” feryadı hala kulaklarımda. Ama elden ne gelir, ölüm acı ama gerçek bu.Meselimizdeki üçüncü kadın; mal, mülk, makam, kariyerdir.


Hiçbirini götüremezsin mezara, hatta başkası sahip olur bunlara sen öldükten sonra. Hani demişti ya “yalan yok başkasına giderim” işte bu yüzden. Yunus diyesi “mal da yalan mülk de yalan var biraz da sen oylan” Ama Ali mala mülke tamah etmemiş, kendini halkının refahı, mutluluğu ve özgürlüğüne adamıştı. Gençliğinde sol hareketlerde mücadele etmesi bundandı.Gelelim sonuncu karısına; hani padişahın hiç yüzüne bakmadığı. İşte o bizim şahsiyetimizdir, kişiliğimizdir. Yaşarken bunu pek önemsemez diğer üçünü peşine düşeriz, bundan harcama pahasına. Ama ölünce; “At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır” misali bu kalır geriye bizi temsilen. O yüzden kadim arkadaşı Bora Yorulmaz’ın, Ali Bilenin dile getirdiklerive verdikleri başsağlığı ilanındaki “Devrimci duruşu, ihaneti bilmeyen ilkeli siyaset anlayışı” dikkat çekiciydi. İşte Çavuş’u bunlar temsil ediyordu ve öyle de hatırlanacaktır.

Allah rahmet etsin, toprağı bol olsun. Eşi Şenol Hanıma, kardeşlerine, oğlunasabır diliyorum. Acılarını paylaşıyorum. Hepimizin başı sağ olsun...Güle güle dostum, güle güle,  seni unutmayacağız...
banner75
Son Güncelleme: 17.12.2013 17:06
Anahtar Kelimeler:
Ahmet özerAli çavuş
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161

banner160

banner166