banner65

"Mersin İçin Tehdit Büyüyor"

Yok sayılan ancak bir yandan da potansiyel suçlu olarak görülen, artan nefret söylemleri nedeniyle ırkçılık ve ayrıcılığa maruz kalan, her türlü temel insani haktan mahrum olan çadırda yaşayanların sorunlarına çözüm üretilmesi için Büyükşehir Belediyesi’ne görev çağrısı!

"Mersin İçin Tehdit Büyüyor"

Yok sayılan ancak bir yandan da potansiyel suçlu olarak görülen, artan nefret söylemleri nedeniyle ırkçılık ve ayrıcılığa maruz kalan, her türlü temel insani haktan mahrum olan çadırda yaşayanların sorunlarına çözüm üretilmesi için Büyükşehir Belediyesi’ne görev çağrısı!

11 Mayıs 2016 Çarşamba 12:35
“Zorla Yerinden Edilenler İçin Çadırda Yaşama Tutunmak Raporu”nun hazırlayan araştırmacı Selahattin Güvenç, “Sorunlar tespit edildi, şimdi çözüm zamanı” çağrı yaptı.
Yok sayılan ancak bir yandan da potansiyel suçlu görülen, artan nefret söylemleri nedeniyle ırkçılık ve ayrıcılığa maruz kalan, her türlü temel insani haktan mahrum olan, hatta sağlık sorunları toplumu tehdit eder hale gelen ve ucuz iş gücü olarak sömürülen çadırda yaşayanların sorunlarının çözümü için koordineli bir şekilde hareket etmek için Çukurova’nın Büyükşehir Belediye Başkanlarını göreve çağırdı. 



ULUSLAR ARASI AF ÖRGÜTÜ’NE ÇALIŞIYOR

SORU: Selahattin Güvenç kimdir? Hangi alanlarda çalışmalar, araştırmalar yapıyorsunuz?

S. GÜVENÇ:
Yaklaşık 14 yıldır göç ve zorlar yerinden edilme hakkında çalışıyorum. Mersin’de kurulu Akdeniz Göç-Der’de kurucu başkanlık görevi yaptım ve 12 yıl başkanlık görevinde bulundum. Geçtiğimiz aylarda da görev genç bir arkadaşıma devrettim. Ancak hala Akdeniz Göç-Der bünyesindeki ile çalışmalarımı sürüyor. Şimdi ise hak ihlalleri ile ilgili dünya çapında çalışma yapan Uluslararası AF Örgütü için çalışıyorum. 


SORU:
Göç ve zorla yerinden edilme konusunda Çukurova’nın konumu, son durumu nedir?

S. GÜVENÇ:
Nerede siyasal çatışmalı bir süreç olsa, özellikle güney sınırımızda Suriye ve Irak’ta yaşanan sorunlarda başta ülkemiz ve Çukurova bölgesi kitlesel göçler almakta. Bu noktada özellikle Mersin, Türkiye’de en çok göç alan şehirdir. Bu yüzden de Mersin’e ‘göç kenti’ demek çok doğru olur.  Göç her zaman olumsuzluklarla anılıyor ama aslında göç doğru idare edildiği zaman, fayda sağlayan bir olaydır. Çünkü yeni bir dinamizm sağlar. Ancak biz ülke olarak hem yerel de hem de genel anlamda göçü yönetmediğimiz için hep olumsuz yanları ile mücadele etmek zorunda kaldık.



ÇADIRDA YAŞAYANLAR, EN ÇARESİZ OLANLAR!
SORU: Mersin ve Adana’ya yönelik kapsamlı bir araştırma yaptınız ve “Zorla Yerinden Edilenler İçin Çadırda Yaşama Tutunmak” adıyla bir rapor olarak yayınladınız. Rapor bize ne gösteriyor? 

S. GÜVENÇ:
Ülkemiz Doğu ve Güneydoğu’da yıllarca süren savaş ortamının ardından Ortadoğu’da artan savaş ortamı ile Suriye ve Irak’tan yeni göçlere maruz kaldı. Durumun vahameti giderek artıyor!
Dünyada tüm devletler güvenlik nedeniyle halklarını yer değiştirmeye zorlayabilir. Ancak bunun bazı kuralları, standartları vardır. Devletler, yer değiştirecek kitleye yer gösterir. Taraf olduğu ekonomik, kültürel sözleşmeler gereği belli yaşam standartları sunar.


Ancak maalesef Türkiye’de bu olmadı, köyü boşatılan ya da yakılan insanlara ‘nereye giderseniz gidin’ denildi. Çaresiz oldukları için tarlalara çadırlar kurdular ve burada yaşamaya devam ettiler. Biz de bu duruma dikkat çekmek, çözüme yol göstermek için böyle bir rapor hazırladık.  Çünkü çadırda yaşayanlar en çaresiz olanlardır. En temel insani haklardan mahrum olarak çadırlarda yaşama tutunmaya çalışan insanlar, geleneklerini yaşatamıyor, ayrımcılığa uğruyor, potansiyel suçlu/ ucuz iş gücü olarak görülüyor. Ama her şeyde önce güvenlik sorunu yaşıyorlar.  İşte biz bu çaresiz kitlenin yaşamlarını görünür kılmak, Türkiye kamuoyuna duyurmak için çalışıyoruz.


SORU:
Çadırda yaşam şartları/kuralları neler?

S. GÜVENÇ:
Güneydoğu’dan zorla yerinden edilen veya ülkelerindeki savaş nedeniyle Türkiye’ye gelen insanların yaşadığı çadırdaki insanlar, mümkün olduğunca yok sayılıyorlar. Seçme- seçilme hakları, yeşil kartlar yok! Çalışıyorlar ama sosyal güvenceleri yok! Eğitim alamıyorlar! Sağlıklı beslenemiyorlar! Temiz su kaynaklarına erişemiyorlar! Güvenlikleri yok! Yani; insan onurunu rencide eden bir yaşam var. Ancak bu ülkede bu yaşamı bilmeyen Devlet bu durumu görüyor mu? Çok emin değilim ama görüyorsa da görmezlikten geliyor. 



YOKLAR AMA POTANSİYEL SUÇLULAR!

SORU: Böyle bir kitleyi görmemezlikten gelemezsiniz, yüz binlerce kişiden bahsediyoruz. Potansiyel suç olarak görüyorsa haberi var demektir. Ama görüyor da neden bir şeyler yapmıyor?

S. GÜVENÇ;
 Adana’da 19 Mersin’de 4 bölge olmak üzere 23 farklı bölgede çadırda yaşama dair izler sürdük. Burada Suriyeli sığınmacılardan, zorla göç ettirilenlere kadar sayıları yüzbini bulan insan olduğunu tespit ettik. 
Mersin’de Akdeniz Belediyesi başta olmak üzere bazı sivil toplum kurumu ve kuruluşları bu insanlara destek olmaya çalışıyor. Ancak ne Mersin ne de Adana’da sadece merkezi hükümetin değil, yerel yönetimlerinde bu soruna yönelik çalışmaları yeterli değil. Tüm bu sorunların çözümü için yapılan çalışmalar ise yetersiz ve koordinasyonsuz!


Bizim çözüm için önerilerimiz var. Çadır bölgelerinde yaşamı kolaylaştırmak için bir koordinasyon kurulu oluşturulmalı. Valiler, büyükşehir belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimler, Milli Eğitim, Sağlık, Çalışma ve Aile Bakanlığı ile koordineli bir çalışma içine girmeli. Bu yapıda sivil toplum kuruluşları da görev almalı. Öncelikle çadır bölgeleri yeniden düzenlenmeli. Örneğin konteynır kente dönüştürülebilir veya Kızılay çadırları ile daha insani bir barınma ortamı yaratılabilir.  Temizlik ve hijyen ihtiyacı için seyyar tuvaletler, bulaşık, çamaşır yıkama yerleri yapılabilir.  Özellikle elektrik ihtiyacı için yeni TEDAŞ tarafından düzenlemeler yapılmalıdır. Zira bu konuda ciddi sıkıntılar ve tehlikeler yaşanmaktadır. Özellikle Suriyeli sığınmacılar için kendi içlerinde ki kalifiye insanlardan örneğin öğretmenlerden fayda sağlanabilir. Gezici eğitim ve sağlık ekipleri buralarda hizmet verebilir. 



SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE!

SORU: Bu sağlıksız ortam nasıl tehlikelere gebe?

S. GÜVENÇ:
Özellikle bulaşıcı hastalıkların çok yaygın olduğunu görüyor ve önümüzün yaz olması nedeniyle kaygılanıyoruz. Yaz aylarında tifo gibi bulaşıcı hastalıklar, son derece zehirli böcekler, sivrisineklerin olduğu bölgedeki açık kanalizasyonlar büyük tehlike saçıyor. Yaz aylarında bu tehlike çok daha büyük bir hale gelecek.  Biz de bu toplumun bir parçasıyız. Onların sağlıklı yaşamı, bizim sağlıklı yaşamımız anlamına geliyor.  Bu noktada devlet tabiî ki sorumlu ve üzerine düşeni yapmalı ancak yerel yönetimlerin de yapabileceği çok iş var. Ancak maalesef ki şu zamana kadar yapmadılar. Mersin ve Adana’da özellikle Büyükşehir Belediyeleri bu soruna el atarsa, sorunlar daha hızlı ve kolay çözülebilir. Biz bu konuda desteğe hazırız. 



SÖMÜRÜYE ‘DUR’ DENİLMELİ!

SORU: Aynı zamanda kayıtdışı bir ekonomi büyüyor! Buna da dur, bu sömürüyü sonlandırmak için ne yapılmalı?

S. GÜVENÇ:
Bereketli Çukurova topraklarının yüzde 60-70’i ekiliyordu ancak göçle birlikte ucuz iş gücü arttı ve üretim alanları çoğaldı. Yani bu insanlar hoyratça sömürülüyorlar. Sabahın 5’inden akşamın 17:00’sine kadar, köle zihniyeti ile günde 30-40 TL’ye çalıştırılıyorlar.  Toprak sahipleri işçiler ile direk muhatap olmuyor, elçi denilen kişiler 100-200 işçi toplayıp, işveren ile kendisi görüşüyor. Tüm sorumluluğun elçiye ait olduğu bu sistemde, işçi ücretlerinin yüzde 5-10’u gibi bir kısmı da elçiye veriliyor. Ne bir sosyal güvenceleri ne hakları olmadan çalışan bu insanlar, toprak sahipleri tarafından da çeşitli yöntemlerle tehdit edilerek, kötü şartlarda çalıştırılıyor. Örneğin birileri ‘biz senin işini yapmayız’ dediği anda toprak sahibi verdiği elektriği veya suyu kesiyor ya da yevmiyesini vermiyor. Yani Çukurova, Adana-Mersin tarıma ile toprağı ile kazanıyor, övünüyor ama aslında burada ciddi bir sömürü var. Eğer tarım ucuzsa, çok bolsa, işte bu insanların sayesinde. 



BU SORUNU ÇÖZEBİLİRİZ!

SORU: Türkiye bu sorunu nasıl çözer? 

S. GÜVENÇ:
Avrupa’nın bütün ülkeleri kendi ülkesinde zorla yerinden edilen kitleler ile görüşmeler, yapıyor anketler, kamuoyunu yoklaması yapıyor. Onların gönüllü rızasını almadan yer değiştirmiyor. Bir ülkede bir zorunluluk varsa zaten insanlarda bunu anlıyor. İnsanlar kendi gönüllü bir şekilde kabul ettikleri yerde yaşıyorlar. Devlet önce alt yapıyı kuruyor; iş, konut sorununu çözüyor. Ya da iş olanakları olunca kadar onları desteklemeye devam ediyor. Kültürel zorlukların aşılması için katkı veriliyor.  Dünya da olumlu örnekler var bizde bunlardan faydalanabiliriz. Türkiye bir göç ülkesi ve buna alışıp, bununla yaşamayı öğrenmeli. Ancak öncelikle iyi bir organizasyona sahip olmalıyız. Yani Göç İdaresi istatistiki işleri ile uğraşan bir kurumdan ziyade sahada aktif var olan bir yapıya dönüşmeli, il teşkilatları sağlanmalı. Hatta Türkiye’de göç ile ilgili bir bakanlık, genel müdürlük kurulmalı. 



NEFRET SÖYLEMİ ARTIYOR!

SORU: Son zamanlarda ciddi anlamda ırkçılık propagandaları yapılıyor, Suriyelilere, zorla göç edenler ve toplumun belli kesimleri arasında uyum sorunu yaşanıyor. Oluşan bu öfke ülkeyi nereye götürüyor?

S. GÜVENÇ:
Özellikle ekonomik göçle gelenler yani tarımsal faaliyetlerde çalışan mevsimlik işçiler ile Suriyeli sığınmacılar arasında ciddi sıkıntılar var. Bunun nedeni de Suriyeli sığınmacılar nedeniyle ücretlerin yarı yarıya düşmesi… Onlar bu işin sorumlusu olarak Suriyeli sığınmacıları görüyor, ‘bunlar geldi, benim yaşam alanlarımı daraltı, benim sorunlarım arttı’ gözüyle bakıyorlar. Dolaysıyla Suriyeli sığınmacılarda da bir tedirginlik var. Bu durum nefret söylemine kadar varmış durumda. Önümüzdeki süreçte ciddi çatışma süreçleri yaşanabilir. 


Ayrıca yine Suriyeli sığınmacılara merkezde de tepki var. Esnafta, halkta tepkili.  Bu doğru bir yaklaşım değil, ‘devlet bunlara destek veriyor’ deniliyor ancak öyle bir şey. Kendi başlarına hayata tutunmaya çalışıyorlar, şehirde yaşayan ile çadırda yaşayan Suriyeli sığınmacılar arasında çok büyük farklılık var. Çadırda yaşayanları sadece toprak sahipleri biliyor, ne kayıtları var, ne de gelecekleri. Hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.
Suriyeli sığınmacıları düşman olarak görmeyelim. Savaştan kaçarak buyara geldiler. Devlet olarak, toplum olarak duyarlı olmak durumundayız.  Yani hem zorla yerinden edilenler hem de Suriyeli sığınmacılar çadırlarda; içler acısı bir durumda yaşıyorlar, bu insanlara devletin çok acil el uzatması gerekiyor.



EN BÜYÜK MAĞDURLAR; KADINLAR VE ÇOCUKLAR 
SORU: Çadırda yaşayan kitlenin en büyük mağdurları ise kadınlar ve çocuklar… Onlar neler yaşıyor? 

S. GÜVENÇ:
Tabi biz soruna dokundukça, yeni gerçekleri de ortaya çıkardık. Çocuklar sağlıktan eğitime neredeyse tüm haklarından yoksul bir sömürü düzeninde yaşam savaşı veriyor…
Özellikle kadın hakları alanında ciddi sorunlar var. Çok eşliliğe maruz kalan, hem tarlada çalıştırılan, hem evde köle gibi bir hayat yaşayan kadınlar var çadırlarda… Şiddete, tacize maruz kalıyorlar. Ancak hiçbir şey yapamıyorlar…



Haber:
Hediye Eroğlu
banner155
Son Güncelleme: 11.05.2016 12:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.