☰
✕

Narenciye sektörünü adım adım öldürmek..

Narenciye sektörü, tarihin en zorlu ve en karmaşık sınavlarından geçerken, bahçede alın teri döken üreticiden, ürünü uluslararası pazarlarla buluşturan ihracatçıya kadar herkes aynı sorunun yanıtını arıyor: "Sektör üzerindeki bu karabulutlar ne zaman dağılacak?”
Daha da önemlisi “bu kriz sektör dibe vurmadan atlatılabilecek mi?"
Ne yazık ki tablo, sadece iç pazardaki sıkıntılarla sınırlı değil. Dünya küresel bir türbülansın ortasındayken, Türkiye narenciye sektörü dış etkiler yanında içeriden de kimi darbelerle sarsılıyor…
Sektörün yaşaması için gerekli enerji ve girdi maliyetleri, Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik krizler ve ABD’nin İran politikalarının tetiklediği petrol fırtınasıyla altından kalkılamaz boyutlara ulaştı.
Bugün 100 lirayı bulan mazot fiyatlarıyla üreticinin önüne koyulan ve daha da önemlisi en büyük tedarikçi İran’ ın kapanması ardından dünya üre fiyatlarının iki katına çıkması büyüyen kriz faturasını yeterince anlatıyor…
Üretim maliyetleri katlanarak artarken, dalındaki ürünü toplamaktan paketleme tesislerine taşımaya kadar her adım bir maliyet uçurumuna dönüşüyor.
Türk üreticisi, dünya ile rekabet etmek bir yana, bahçesindeki ürünün maliyetini karşılamakta zorlanıyor.
Maliyet baskısı yetmezmiş gibi, lojistik hattımızda da tarihi anlamda tıkanıklık yaşıyoruz.
Karadeniz’de sona ermesi bir yana gittikçe büyüyen Rusya-Ukrayna çatışmaları, Karadeniz’ deki ticari gemilere saldırılar nedeniyle, narenciye ihracatımızın belkemiğini oluşturan başta Rusya olmak üzere bu iki ana pazara erişilmesini de artık imkânsız hale getirmiş bulunuyor…
Son dönem ticari yük gemilerinin bombalanmasıyla sonuçlanan ölümcül saldırılar, Karadeniz’ deki Rusya-Ukrayna limanlarına güvenle ulaşımı engellerken, bin bir emekle elde edilen iki pazarda da lojistik koridor açma girişimleri akamete uğruyor…
Jeopolitik sorunlar yanında son günlerde ürünü değerlendirecek Türkiye’ deki ihracatçılar cephesinde de depremden beter gelişmeler yaşanıyor…
Narenciye ihracatının lokomotifi konumunda olan önemli paylara sahip kim firmalara yönelik başlatılan operasyonlar ve ardından yapılan tutuklamalar; tam da sezona girerken dalda alıcı bekleyen narenciye sektörünü daha da büyük belirsizliklere sürüklerken derin kaygılara yol açtı…
Dışarıda onca riske karşı kendisine rota çizmeye çalışan ihracatçının yıllar süren emek ve çabayla kazandığı dış pazarlardaki alıcıların, Türkiye’nin "tedarik sürekliliği" üzerinde duydukları kaygıları tam da sezon açılırken daha da arttırıyor…
Sezon öncesi yapılması gereken dış bağlantılar aksıyor, daha da önemlisi yıllar süren çabalarla kazanılan pazarların tek darbeyle kaybedilmesi ve tedarik anlamda soru işaretlerinin yoğunlaştığı bu belirsizlik dönemi geri gelmesi hayli güç güvenin uçup gitmesiyle karanlık meçhule sürükleniyor…
İki önemli savaş cephesinin körüklediği maliyetler ve jeopolitik krizler aktüel anlamda öne çıksa da Türkiye narenciye sektörünün radikal adımlar atılması gereken yapısal sorunları bundan ibaret değil…
Asıl derin yara, Türkiye’nin narenciye coğrafyasında her gün sessiz sedasız yaşanan yapısal bir trajedi: Miras hukukuyla parçalanarak küçülen ve onca sorun yetmezmiş gibi kısa dönemli rant uğruna betona kurban edilen narenciye bahçeleri.
Çukurova’nın odun diksen yeşerecek bereketli topraklarında yer alan bahçeler; bugün yüksek arsa rantı, kontrolsüz kentleşme ve vahşi yapılaşma sonucu her gün biraz daha eriyor...
50 yıl öncesinin büyük bahçelerinin yerine bugün ya beton bloklar yükseliyor ya da mirasçılar arasında bölüne bölüne gittikçe eriyen ve artık ticari anlamda üretim yapılmayacak kadar küçülmüş alanlara dönüşüyor, ölçek ekonomisinden tamamen kopuk halde ölümü bekliyor…
Bugün herkes biliyor ki, bu boyutlardaki bahçelerle ne mekanizasyona geçebilirsiniz, ne teknolojik sulama altyapısı kurabilirsiniz, ne de dünya devleriyle rekabet edebilirsiniz...
Türkiye’de üretim, küçük ve parçalı yapısı nedeniyle birikimli bir sermaye ve teknoloji yatırımı üretemiyor. Bahçesini korumak için çırpınan çiftçi, yanı başındaki imar rantiyesinin cazip önerilerine daha ne kadar direnebilir sorusunun yanıtı ise ne yazık ki, pek olumlu değil…
Peki, Türkiye üretici ve ihracatçısı onca sorunla baş etmeye çalışırken, rakip ülkeler ne yapıyor?
Soruyu tek cümleyle özetlemek mümkün; Türkiye narenciye sektörü gittikçe irtifa kaybederken, yakın coğrafyamızda Mısır ve farklı iklim kuşağında yer alsa da pazarlarımızı ele geçirmeye başlayan Güney Afrika tarihlerinin en büyük üretim atağına kalkmış durumda…
Mısır ve Güney Afrika’ nın bugünkü üretim verileri ve bu şahlanışa hangi yöntemlerle, stratejik hamlelerle ulaştıkları sonraki makale konusu olsun…
Abdullah Ayan 22.09.2026