Dün CHP’li belediye başkanları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında Ankara’da (25.04.2026) saat 11.00’de bir araya geldi. Büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanları ile büyükşehirlerin ilçe belediye başkanlarının ayrı ayrı katıldığı 5 oturumda, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, tutuklamalar ve bundan sonraki yol haritası masaya yatırıldı.
Toplantının ardından CHP lideri Özgür Özel, alınan kararları kamuoyuyla paylaştı. Parti yönetimi kamuoyuna birlik, dayanışma ve hukuk mücadelesi mesajı vermeye çalıştı.
Ancak toplantının perde arkasına yansıyan tablo, CHP’nin vermek istediği birlik fotoğrafını gölgeleyen türdendi.
Çünkü CHP Genel Merkezi’nde, Özgür Özel’in başkanlığında yapılan bu kritik toplantıda, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile görevden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Zeydan Karalar arasında Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği üzerinden ciddi bir gerilim yaşandı.
Zeydan Karalar’ın, Vahap Seçer’e dönerek TBB Başkanvekilliği görevinin kendisine iade edilmesini istemesi, Seçer’in ise bu talebe “olmaz” yanıtı vermesiyle toplantıda tansiyon yükseldi.
Seslerin yükselmesi üzerine Karalar’ın, gerilimin daha da büyümemesi için salondan çıkarıldığı belirtildi. Farklı kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Zeydan Karalar'ın külhanbeyliğine karşı Başkan Seçer'in olgun ve aklı selim duruşu ve soğukkanlılığıyla tansiyon düşürülüyor.
Toplantıdan yansıyan fotoğraflara bakıldığında da Başkan Seçer ile Zeydan Karalar'ın ruhiyatları yüzlerine yansımış görülüyor.
Aslında mesele yalnızca iki belediye başkanı arasındaki kişisel bir tartışma değildir.
Tüm bu gerginliğin arkasında gözden kaçan ise demokrasi kültürünü sindiremeyen ama topluma solculuk oynayan zihin var gibi geliyor bana...
Oysaki ortada çok daha temel bir sorun var: Siyasette makam, hizmet aracı olarak mı görülüyor, yoksa kişisel mülk gibi mi sahipleniliyor?
Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği koltuğu, kimsenin doğuştan hakkı yada kişiye bahşiş edilmiş malı değildir.
Kimsenin nüfusuna kayıtlı değildir. Kimsenin siyasi tapusuna geçirilmiş bir derebeylik makamı hiç değildir.
O koltuk, kurumsal bir makamdır. Seçimle gelinir, temsil sorumluluğuyla yürütülür, siyasi olgunlukla taşınır.
Zeydan Karalar’ın, Vahap Seçer’den “görevi bana iade et” anlayışıyla hareket etmesi, parti kültürü açısından son derece sorunlu bir görüntüdür.
Çünkü bir makam, salon ortasında yüksek sesle talep edilerek alınmaz. Parti içi kurullarda istişare ile de aday gösterilir...Kurumsal süreçlerle, seçimle, meclis iradesiyle belirlenir.
Dahası, Vahap Seçer de seçilmiş bir büyükşehir belediye başkanıdır. Mersin halkının oyuyla göreve gelmiş, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği görevini de süreç içinde üstlenmiştir. Böyle bir isme toplantı esnasında bağırmak, baskı kurmak ve makamı iade etmesini istemek, siyasi nezaket sınırlarının ötesindedir.
Bu tutum, hak arama değil; makam sahiplenme refleksidir.
Burada asıl tartışılması gereken isimlerden biri de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’dir. Çünkü bir genel başkanın görevi, kriz üretmek değil, krizi yönetmektir.
Parti içindeki hassas dengeleri gözetmek, güçlü belediye başkanlarını birbirine karşı pozisyon aldırmak değil, ortak akılda buluşturmaktır.
Oysa bu toplantıda ortaya çıkan tablo, Özgür Özel’in genel başkanlık ağırlığını yeterince hissettiremediğini göstermiştir.
Görevden uzaklaştırılmış ve TBB Başkanvekilliği konusunda hassasiyeti bilinen Zeydan Karalar’ın, Vahap Seçer’le aynı siyasi zeminde karşı karşıya gelmesine imkân tanınması başlı başına ciddi bir yönetim zaafıdır.
Dahası, CHP kulislerinde konuşulanlara göre bu karşılaşmanın yalnızca tesadüfi bir gerilim olmadığı, Vahap Seçer’in son dönemde parlayan belediyecilik anlayışı ve olası siyasi potansiyelinin parti içindeki bazı odakları rahatsız ettiği de değerlendiriliyor.
Bu nedenle görevde olmamasına rağmen Zeydan Karalar ile Vahap Seçer’in CHP Genel Merkezi’nde karşı karşıya getirilmesi, basit bir toplantı organizasyonundan çok daha fazlasını düşündürmektedir.
Vahap Seçer, Mersin’de ortaya koyduğu belediyecilik performansıyla yalnızca kendi kentinde değil, CHP içinde de dikkat çeken bir profil haline gelmiştir. Saha hâkimiyeti, hizmet siyaseti ve merkez seçmene temas eden diliyle Seçer’in olası daha büyük siyasi rollere aday olabilecek bir figür olarak görülmesi, parti içindeki hesapları da hareketlendirmiştir.
Bu çerçevede Özgür Özel’in süreci yönetememesi, hatta Vahap Seçer’i zayıflatacak bir tabloya kapı aralaması, siyasi basiretsizlik olarak kayda geçmiştir. Genel başkanlık makamı, parti içi rekabetleri körükleyen değil, dengeleyen bir makamdır. Eğer bir genel başkan, kendi partisinin başarılı belediye başkanlarını koruyup ortak hedefe yönlendiremiyorsa, orada ciddi bir liderlik sorunu var demektir.
Zeydan Karalar’ın toplantı sırasında sinirlerine hâkim olamayıp sesini yükseltmesi ve sonrasında dışarı çıkarılması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir tablodur. Bu görüntü, Karalar’ın makam tartışmasını siyasi olgunlukla değil, öfke ve tepkiyle yönettiğini ortaya koymuştur.
Siyasette iddia sahibi olmak başka şeydir; makamı kişisel hak gibi görmek bambaşka şeydir.
CHP yıllardır demokrasi, hukuk, kurumsallık ve seçilmiş iradeye saygı vurgusu yapıyor. Peki o zaman aynı parti çatısı altında, bir seçilmiş belediye başkanına karşı bu üslubun ortaya çıkması nasıl açıklanacak?
Bir yanda “seçilmiş iradeye saygı” denilecek, diğer yanda başka bir seçilmiş başkana karşı toplantı salonunda yüksek sesle koltuk talep edilecek. Bu çelişki, CHP’nin kendi seçmenine de kamuoyuna da izah etmekte zorlanacağı bir görüntüdür.
Zeydan Karalar’ın görevden uzaklaştırılması ayrı bir hukuki ve siyasi tartışmadır. Bu konuda farklı değerlendirmeler yapılabilir. Ancak hiçbir mağduriyet iddiası, başka bir seçilmiş belediye başkanına karşı sert ve dayatmacı bir üslup kullanmayı meşru kılmaz.
Siyasette asıl olgunluk, zor zamanda belli olur. Makam el değiştirdiğinde, yetki kaybedildiğinde, dengeler değiştiğinde gösterilen tavır, bir siyasetçinin demokrasi kültürünü ortaya koyar.
Eğer bir makamı kaybettiğinizde ilk tepkiniz kurumsal süreci beklemek değil de salon ortasında ses yükseltmek oluyorsa, burada ciddi bir siyasal olgunluk sorunu vardır.
Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği, kişisel prestij yarışına indirgenecek bir makam değildir. Bu koltuk, Türkiye’deki belediyelerin ortak çatısını temsil eder. Belediyeler arası koordinasyondan kaynak dağılımına, ulusal temsilden uluslararası ilişkilere kadar önemli bir ağırlığı vardır.
Tam da bu yüzden bu makam, kişisel hırslarla değil; kurumsal akılla yönetilmelidir.
CHP Genel Merkezi’nin burada vermesi gereken mesaj nettir: Makam kavgasına prim yok.
Kim olursa olsun, hangi şehirden gelirse gelsin, hangi geçmiş siyasi güce sahip olursa olsun, parti disiplini ve kurumsal kültürün üzerinde kimse değildir.
Zeydan Karalar’ın siyasi mücadelesi olabilir. Bu mücadelesinde de haklıdır. Göreve iade beklentisi olabilir. İade edilmelidir de Kendisine haksızlık yapıldığını da düşünebilir. Ancak tüm bunların tamamı demokratik siyaset içinde tartışılabilir.
CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey, içeride koltuk kavgası değil; dışarıya güven veren bir yönetim ahlakıdır. Operasyonlara, tutuklamalara ve siyasi baskı iddialarına karşı yol haritası belirlemek için toplanan bir partinin, aynı toplantıda kendi içinde makam gerilimiyle gündeme gelmesi, parti açısından ciddi bir görüntü sorunudur.
Kamuoyuna hukuk mücadelesi mesajı verilirken, perde arkasında TBB koltuğu üzerinden yaşanan bu tartışma, CHP’nin birlik iddiasını zayıflatır.
Çünkü mesele yalnızca Vahap Seçer ile Zeydan Karalar arasındaki gerilim değildir.
Mesele şudur:
CHP, yerel yönetimler üzerinden yeni ve güçlü bir iktidar dili mi kuracak, yoksa eski Türkiye’nin makam hırsı, kişisel nüfuz ve koltuk sahiplenme alışkanlıklarına mı teslim olacak?
Bu sorunun cevabı, yalnızca Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerinde değil, CHP’nin demokrasi iddiasının samimiyetinde de belirleyici olacaktır.
Bugün CHP Genel Merkezi’nde yaşanan tablo, partiye şu gerçeği bir kez daha hatırlatmıştır:
Siyasette koltuklar şahıslara ait değildir.
Hele ki Türkiye Belediyeler Birliği gibi güçlü bir makam, hiç kimsenin kişisel mülkü gibi görülemez.
CHP gerçekten değişim, demokrasi ve kurumsallık iddiasındaysa, önce kendi içinde makamların değil ilkelerin esas olduğunu göstermek zorundadır.