Demir, afetlerin ekonomik ve toplumsal maliyetinin her geçen yıl katlanarak arttığına dikkat çekerek, Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi’nin Küresel Afet Risk Azaltma Değerlendirme Raporu 2025 (GAR 2025) verilerini hatırlattı. Rapora göre, 1970–2000 yılları arasında afetlerin küresel doğrudan maliyetleri yıllık ortalama 70–80 milyar dolar seviyesindeyken, bu rakamın 2001–2020 döneminde 180–200 milyar dolara yükseldiğini vurguladı.

Mersin’de bir anne evini atölyeye çevirdi, kendi markasını kurdu
Mersin’de bir anne evini atölyeye çevirdi, kendi markasını kurdu
İçeriği Görüntüle

“Türkiye afetlerde en ağır bedeli ödeyen ülkelerden biri”
Türkiye’nin de bu tablonun dışında olmadığını belirten Demir, 1999 Marmara depremlerinin yaklaşık 17 milyar dolar, 6 Şubat depremlerinin ise Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre 103,6 milyar dolar ekonomik kayba yol açtığını ifade etti. TBMM Deprem Zararlarını Azaltma Komisyonu’nun ise bu maliyetin 148,9 milyar dolara ulaşabileceğini öngördüğünü hatırlattı.

Uluslararası Afet Veri Tabanı (EM-DAT) verilerine de değinen Demir, Türkiye’nin afet sayısı, can kaybı ve etkilenen nüfus açısından dünya sıralamalarında üst sıralarda yer aldığını belirterek, “Ancak asıl yıkım ekonomik değildir. On binlerce yurttaşımızın, özellikle çocukların ve gençlerin yaşamdan koparılması hiçbir maddi değerle ölçülemez” dedi.

“3 yıl geçti, sorunlar hâlâ çözülmedi”
6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde ciddi yapısal ve sosyal sorunların devam ettiğini vurgulayan Demir, kalıcı konutlara ilişkin resmi açıklamaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini söyledi. Yapılan incelemelerde; konutların geçici olarak teslim edilmesi, kiracıların konut hakkından yararlanamaması, artan maliyetler nedeniyle “hibe yoluyla yerinde dönüşüm” projelerinin yarım kalması ve altyapı eksikliklerinin özellikle Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya’da büyük sorunlara yol açtığına dikkat çekti.

Ayrıca tarihi kent merkezlerinin plansızlık nedeniyle çöküntü alanına dönüştüğü, kaçak yapılaşma ve kayıt dışı ticaretin arttığı, hasar tespitlerindeki hatalar yüzünden binlerce vatandaşın hâlâ dava süreciyle uğraştığı ve kırsalda inşa edilen köy evlerinin yaşam koşulları gözetilmeden yapıldığı için boş kaldığı tespitlerini paylaştı.

“Rant odaklı düzenlemeler kabul edilemez”
TBMM gündeminde bulunan ve zemin etütlerini denetimsizleştireceği belirtilen torba yasa teklifinin geri çekilmesi gerektiğini savunan Demir, söz konusu düzenlemenin kamu yararına aykırı olduğunu ve binlerce jeoloji mühendisini işsiz bırakacağını dile getirdi. Deprem davalarında cezasızlık algısının güçlendiğini ifade eden Demir, “Yapanın yanına kâr kaldığı bir sistem yaratılmıştır” sözleriyle yargı süreçlerine dikkat çekti.

9 maddelik çağrı
Jeoloji Mühendisleri Odası adına konuşan Demir, afet risklerinin azaltılması için Afet Risk Azaltma Kanunu’nun çıkarılması, mikrobölgeleme haritalarının tamamlanması, afet fonlarının risk azaltma projelerine yönlendirilmesi, yerel yönetimler, üniversiteler ve meslek odalarının sürece etkin şekilde dahil edilmesi, Afet, Acil Durum ve İklim Değişikliği Bakanlığı kurulması ve “afet suçu” kavramının Türk Ceza Kanunu’na girmesi çağrısında bulundu.

Demir, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“6 Şubat 2023 depremlerinde yaşadığımız acıların bir daha tekrar etmemesi için katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir afet risk yönetim sistemine ihtiyaç var. Afet risk azaltma yatırımlarını maliyet artışı olarak görmeyen, imar barışı gibi uygulamalarla riskli yapıları meşrulaştırmayan merkezi ve yerel yönetimlere acilen ihtiyaç duyuyoruz.”