Yapılan ortak açıklamada, bu kirliliğin sadece deniz canlılarını değil; bölgedeki tarımı, turizmi ve doğrudan insan ömrünü tehdit eden siyaset üstü bir kriz olduğu vurgulandı.
Balıklar, Tuz ve Su Yoluyla Vücuda Sızıyor:
Hormonları Altüst Ediyor!Denizlere karışan ve gözle görülmeyecek kadar küçük parçalara ayrılan mikro ve nanoplastikler, gıda zinciri üzerinden doğrudan tabaklarımıza kadar geliyor. Tükettiğimiz deniz ürünleri, sofra tuzu ve hatta içme sularıyla insan vücuduna sızan bu tehlikeli partiküller adeta bir zehir kokteyli barındırıyor.
Plastiklerin yapısında bulunan fitalatlar, Bisfenol A (BPA), ağır metaller ve kalıcı organik kirleticiler, insan vücudunda şu ölümcül riskleri tetikliyor:Hormon ve endokrin sisteminin tamamen bozulmasıBağışıklık sisteminin çökmesi ve dış tehditlere açık hale gelmesiUzun vadede hücresel hasarlar ve kanser riskinde ciddi artışÇin Kapıları Kapattı, Doğu
Akdeniz Plastik Çöplüğüne Döndü
Raporda, Doğu Akdeniz’i bu noktaya getiren en büyük etkenlerden birinin kontrolsüz plastik atık ithalatı olduğu açıklandı. Çin'in plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Türkiye, gelişmiş ülkelerin gönderdiği plastik çöplerin ana hedefi haline geldi. Sanayi faaliyetleri, yetersiz atık yönetimi ve gemilerin bıraktığı atıkların yanı sıra yasa dışı olarak yakılan bu plastikler; dioksin, furan ve karbon monoksit salınımıyla bölgenin hava kalitesini de solunamaz hale getiriyor.
"Bu Benim Görevim Değil Deme Lüksü Yok!"
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün yaklaşık 10 yıl önce bölgede yaptığı araştırmalarda tehlikenin ilk sinyallerinin alındığı belirtilirken, kirlilik düzeyinin derhal yeniden ölçülmesi talep ediliyor.
Çevre Bakanlığı'ndan Sağlık Bakanlığı'na, yerel belediyelerden ticaret odalarına kadar tüm kurumları acil eylem planı için göreve çağıran çevre platformları şu sert uyarıda bulundu:"Hiçbir kurumun 'Bu benim görev alanım değil' diyerek köşesine çekilme lüksü yoktur. Akdeniz hepimizin ortak mirası. Yarın çok geç olabilir, Akdeniz'i korumak için bugün harekete geçmeliyiz."