Türkiye, 17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nin yaralarını hâlâ unutmadan yeni depremlerle sarsılmaya devam ediyor. Bingöl’den Van’a, Elazığ’dan İzmir’e ve 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerine uzanan tablo, Türkiye’nin deprem ülkesi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.
Aradan geçen 27 yıla rağmen ise yapı güvenliği konusunda kritik bir soru hâlâ yanıt bekliyor:
Türkiye’de hangi binalar riskli ve bu binalar tam olarak nerede?
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Mersin Şubesi, 17 Ağustos’un yıl dönümünde yayımladığı açıklamayla bu soruya dikkat çekti. Oda, Türkiye genelinde bütüncül ve güncel bir yapı stoku envanterinin hâlâ oluşturulamadığını belirterek riskli yapıların tespit edilmesi ve müdahale edilmesi çağrısı yaptı.
6 milyon bağımsız bölüm risk altında
İMO Mersin Şubesi’nin aktardığı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunuyor.
Bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında, 2 milyonunun ise acilen dönüştürülmesi gerektiği belirtiliyor.
Ancak İMO’ya göre burada kritik ayrım şu:
Riskin büyüklüğünü tahmin etmek başka, riskli yapıların yerini ve durumunu tek tek bilmek başka.
Oda, Türkiye’nin öncelikle bütün yapı stokunu kapsayan bilimsel, güncel ve kamuoyuna açık bir envantere ihtiyacı olduğunu vurguluyor.
13 yılda yaklaşık 1 milyon bina yıkıldı
İMO Mersin Şubesi açıklamasında Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın 2025 yılı faaliyet raporundaki verilere de dikkat çekildi.
Buna göre 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında 30 bin 7 yapıda risk tespiti gerçekleştirildi. Bu yapılarda 167 bin 560 konut ve 26 bin 821 iş yeri bulunuyor.
Aynı yıl 11 bin 940 riskli bina yıkıldı.
2012-2025 dönemini kapsayan 13 yıllık tabloda ise toplam 319 bin 551 binada risk tespiti yapıldı. Bu yapılardaki bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 272 bin 863 olarak kayıtlara geçti.
Aynı dönemde 291 bin 144 bina, yani 1 milyon 88 bin 165 bağımsız bölüm yıkıldı.
İMO, mevcut risk tahminiyle karşılaştırıldığında bu hızın yeterli olmadığını savunuyor.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’nin önünde hâlâ milyonlarca bağımsız bölümün güvenliğiyle ilgili devasa bir dönüşüm ihtiyacı bulunuyor.
“Bina eskiyse riskli, yeniyse güvenli” anlayışı yeterli değil
İMO’nun açıklamasında dikkat çekilen bir başka nokta ise yapı güvenliğinin yalnızca binanın yaşına bakılarak değerlendirilemeyeceği.
Özellikle kullanım sürecinde yapılan müdahalelerin de ciddi risk oluşturabileceği belirtiliyor.
Zemin kattaki duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak katların oluşturulması ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatlar binanın deprem performansını olumsuz etkileyebiliyor.
Bu nedenle İMO, binaların yalnızca inşa edilirken değil, kullanım ömrü boyunca düzenli teknik kontrole tabi tutulmasını istiyor.
6 Şubat depremlerinde yeni sayılabilecek yapıların da yıkıldığına dikkat çeken oda, yapı denetiminin yalnızca ticari bir faaliyet olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor.
Mersin’den 7 maddelik deprem çağrısı
İMO Mersin Şubesi, deprem riskini azaltmak için yedi başlıkta çözüm önerisi sundu.
Odanın talepleri arasında Türkiye’nin tamamını kapsayan güncel ve kamuya açık yapı envanterinin oluşturulması ilk sırada yer aldı.
Bunun yanında yapıların risk durumlarının sürekli takip edilmesi için Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulması istendi.
Riskli yapıların belirlenmesi ve dönüşümünün önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmesi, dar gelirli yurttaşlara yeterli finansman desteği sağlanması ve kentsel dönüşümün rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak kent ve bölge ölçeğinde planlanması da talepler arasında.
İMO ayrıca yapıların kullanım sürecindeki güvenliğini takip edecek periyodik yapı kontrol sisteminin yasal ve kurumsal hale getirilmesini istiyor.
Son maddede ise proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi ve meslek odalarıyla iş birliği yapılması çağrısı yer aldı.
17 Ağustos’un ardından değişmeyen soru
27 yıl önce Marmara Depremi, Türkiye’ye yapı güvenliğinin ertelenemeyecek bir mesele olduğunu gösterdi.
Sonraki depremler ise bu gerçeği defalarca hatırlattı.
Bugün gelinen noktada tartışma yalnızca “Büyük deprem ne zaman olacak?” sorusundan ibaret değil.
İMO Mersin Şubesi’nin dikkat çektiği asıl mesele çok daha somut:
Deprem olduğunda hangi binaların ayakta kalacağından ne kadar eminiz?
Bu sorunun yanıtı için milyonlarca yapının tek tek bilinmesi, risklerinin belirlenmesi ve riskli olanlar için deprem gerçekleşmeden harekete geçilmesi gerekiyor.
Çünkü depremi önlemek mümkün değil.
Ama riskli yapıyı önceden tespit etmek ve önlem almak mümkün.




