Mersin’in yüksek kesimlerindeki önemli yerleşimlerden Arslanköy, boksit madeni projesiyle yeniden gündemde.

Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy Mahallesi’nde 6 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen panelde, Karaman’ın Ayrancı ilçesi ile Mersin’in Toroslar ilçesi sınırlarında planlanan “IV. Grup Maden (Boksit) Ocağı Kapasite Artışı ve Kırma-Eleme Tesisi” projesi ele alındı.

Panelde paylaşılan bilgilere göre projenin gerçekleşmesi halinde mevcut 23,77 hektarlık ÇED alanının 510,66 hektara çıkarılması öngörülüyor. Bu da mevcut alanın yaklaşık 21 katına karşılık geliyor.

510 hektarlık alan tartışmanın merkezinde

Panelde konuşan Sabahat Aslan, Berus Maden İşletmeleri A.Ş. tarafından planlanan projeye ilişkin rakamları paylaşarak kapasite artışının boyutuna dikkat çekti.

Aslan'ın aktardığı bilgilere göre proje kapsamında yıllık 1 milyon ton cevher ve pasa üretimi öngörülüyor. Bunun yaklaşık 800 bin tonunun pasa olacağı ifade edildi.

Maden sahasının Çevre Düzeni Planı'nda “Orman”, “Mera” ve “Ekolojik Niteliği Korunacak Alan” olarak tanımlanan bölgeleri kapsadığına dikkat çeken Aslan, projenin hayata geçirilmesi halinde doğal yaşam üzerinde önemli bir baskı oluşacağını savundu.

Üç günde iki kez patlatma iddiası

Panelde gündeme getirilen en dikkat çekici ayrıntılardan biri de madencilik faaliyetleri sırasında yapılması planlanan patlatmalar oldu.

Mersinliler Ekmeğe Olası Bir Zam'dan Çekiniyor
Mersinliler Ekmeğe Olası Bir Zam'dan Çekiniyor
İçeriği Görüntüle

Aslan, işletme döneminde üç günde iki kez patlatma yapılmasının öngörüldüğünü belirterek oluşabilecek toz, gürültü ve titreşimin yanı sıra ağır metallerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki olası etkilerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Aslan, doğada oluşabilecek tahribatın ekonomik kazançla telafi edilemeyeceğini belirterek, “Madenler tükenir, ama doğa yok olursa geri getirilemez” sözleriyle projeye karşı hukuki ve demokratik mücadele çağrısında bulundu.

Kritik uyarı: “Arslanköy’deki etki Mersin’e ulaşabilir”

Panelde konuşan Prof. Dr. Erkan Aktaş ise tartışmaya su kaynakları ve iklim değişikliği açısından yaklaştı.

Toroslar’ın su kaynakları, tarımsal üretim ve doğa turizmi bakımından stratejik önem taşıdığını ifade eden Aktaş, Arslanköy’ün su havzaları açısından bulunduğu konuma dikkat çekti.

Aktaş, bölgede meydana gelebilecek bir kirlenmenin etkilerinin yalnızca maden sahasıyla sınırlı kalmayabileceğini ve Mersin'in daha geniş bir bölümünü etkileyebileceğini savundu.

“ÇED raporları 2050-2100 yıllarını da hesaba katmalı”

Türkiye'nin su stresi yaşayan ülkeler arasında bulunduğunu hatırlatan Aktaş, çevresel değerlendirmelerde yalnızca bugünkü şartların dikkate alınmasının yeterli olmadığını söyledi.

ÇED süreçlerinde 2050 ve 2100 yıllarına ilişkin iklim ve su projeksiyonlarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Aktaş, madencilikten elde edilecek kısa vadeli ekonomik kazanç ile bölgenin uzun vadeli doğal varlıklarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Tarım, ormanlar, su kaynakları ve doğa turizmini bölgenin “doğal sermayesi” olarak nitelendiren Aktaş, bu kaynaklarda meydana gelebilecek kayıpların gelecekte çok daha büyük ekonomik ve toplumsal maliyetler doğurabileceğini söyledi.

Doğu Akdeniz’de kuraklık riski de gündeme geldi

Serdar Erkan ise konuyu Doğu Akdeniz'deki kuraklık ve iklim değişikliği açısından değerlendirdi.

Maden faaliyetleri nedeniyle gerçekleştirilecek orman kesimlerinin su havzalarının doğal dengesini etkileyebileceğini savunan Erkan, su kaynaklarında hem miktar hem de kalite açısından sorun yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Erkan ayrıca madencilik faaliyetleriyle artması beklenen ağır vasıta trafiğinin bölgedeki trafik güvenliği üzerinde baskı oluşturabileceğini; toz ve egzoz emisyonlarının da yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Arslanköy’de gözler ÇED sürecine çevrildi

Panel, bölge halkı, meslek örgütleri ve çevre savunucularının projeye ilişkin süreci takip edecekleri mesajıyla sona erdi.

23,77 hektardan 510,66 hektara çıkarılması planlanan alan ve yıllık 1 milyon tonluk üretim öngörüsü, Arslanköy’deki tartışmanın önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ediyor.

Projenin çevresel etkilerine ilişkin nihai değerlendirmede ise resmi ÇED süreci, ilgili kurumların incelemeleri ve alınacak kararlar belirleyici olacak.