Dinçer, mevcut uygulamada saha ve şantiye deneyiminin göz ardı edildiğini belirterek, bunun adaletin sağlanmasını zorlaştırdığını ifade etti.
Deprem yargılamalarının son derece teknik ve uzmanlık gerektiren süreçler olduğuna işaret eden Dinçer, hâkim ve savcıların büyük ölçüde bilirkişi raporlarına dayanmak zorunda kaldığını vurguladı. Bu nedenle bilirkişilerin yalnızca akademik bilgiye değil, aynı zamanda yapı üretim sürecine doğrudan temas etmiş, sahada deneyim kazanmış kişilerden oluşmasının zorunlu olduğunu dile getirdi.
“Yıkım sadece doğanın değil, ihmallerin sonucu”
Depremin yarattığı yıkımın “kader” ya da “doğal afet” söylemiyle açıklanamayacağını belirten Dinçer, yıllardır yapılan bilimsel uyarıların dikkate alınmaması, denetim eksikliği, rant odaklı yapılaşma ve kamusal sorumluluğun ihmal edilmesinin felaketin boyutunu büyüttüğünü kaydetti. Dinçer’e göre, bu zincirin doğru şekilde ortaya konabilmesi ancak nitelikli ve bağımsız bilirkişi raporlarıyla mümkün.
“Akademik unvan yeterli kriter gibi sunuluyor”
Dinçer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu yazılı soru önergelerinde, bilirkişilik kurumunun bilimsel yeterlilik ve saha deneyimi esas alınmadan şekillendirildiğini savundu. Hayatı boyunca şantiye ortamında bulunmamış kişilerin hazırladığı raporların bazı davalarda hükme esas alındığı iddialarını gündeme getiren Dinçer, sahadan kopuk değerlendirmelerin sorumluluğu netleştirmek yerine dağıtabildiğini belirtti.
CHP’li Dinçer, bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yedi ayrı soru yöneltti. Sorular arasında, deprem davalarında görev alan bilirkişilerin ne kadarının aktif saha deneyimine sahip olduğu, akademik unvanın neden tek başına yeterlilik ölçütü olarak görüldüğü ve hatalı bilirkişi raporlarıyla ilgili bugüne kadar kaç yaptırım uygulandığı gibi başlıklar yer aldı.
Meclis araştırması çağrısı
Dinçer ayrıca, deprem davalarında bilirkişilik uygulamasının tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasını talep etti. Araştırma önergesinde, liyakatli, bağımsız ve uzmanlık temelli bir bilirkişilik yapısı kurulmadan gerçek adaletin tesis edilmesinin güç olduğu vurgulandı.
Talat Dinçer, bilirkişilik kurumunun yeniden düzenlenmesinin yalnızca geçmiş davalar için değil, gelecekte benzer acıların yaşanmaması adına da hayati önemde olduğunu ifade etti.





