Amerikan Korsanlığı Yeniden Sahnede: Trump'ın Venezuela Macerası
Bugün, 3 Ocak 2026, dünya nefesini tutmuş, Karayipler'de patlayan bombaların alevlerini izliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, emperyalizmin tozlu sayfalarından fırlamış gibi, Venezuela'ya karşı başlattığı askeri müdahaleyle Nicolás Maduro'yu ve eşini kaçırdı.
Caracas'ın semalarında yükselen dumanlar, sadece bir rejim değişikliğinin değil, Latin Amerika'nın kanlı sömürge tarihinin yeniden canlanışının simgesi.
Bu, uluslararası hukuku hiçe sayan ABD'nin modern bir korsanlık öyküsü: Petrol kokusuyla dolu bir yağma seferi.
Trump, eylül ayından beri Venezuela'yı kuşatma altına almıştı.
Hedef belliydi: Rejim değişikliği ve dünyanın en büyük petrol rezervlerine el koyma.
Bu sabahın erken saatlerinde ABD güçleri, başkent Caracas dahil olmak üzere kritik askeri üsleri, tesisleri ve limanları bombaladı.
Eş zamanlı olarak Maduro ve eşi helikopterle kaçırılıp USS Iwo Jima askeri gemisine götürüldü.
Trump, Truth Social hesabından zafer narası attı: "ABD, Venezuela'ya ve lideri Maduro'ya yönelik geniş çaplı operasyonu başarıyla gerçekleştirdi. Maduro ve eşi yakalanarak ülke dışına çıkarıldı."
Bu sözler, bir başkanın değil, sanki bir savaş fatihin ağzından çıkmış gibi.
Operasyon üç aşamalı bir stratejiyle ilerledi. İlk olarak, Maduro'yu "narko-terörist" damgasıyla lekelediler.
Uyuşturucu kaçakçılığı bahanesiyle ülkeyi ablukaya aldılar, denizlerde yargısız infazlar yaptılar.
Tren de Aragua ve Los Soles kartellerine ait olduğu iddia edilen tekneleri vurarak 100'den fazla insanı katlettiler – kim olduklarını sorduğunuzda ise "bilmiyoruz" diye geçiştirdiler.
İkinci aşamada, petrol ihracatını kesmek için tankerlere el koydular, Maduro'yu teslim olmaya zorladılar. Üçüncü ve son aşama ise bu sabahki saldırı: Karadan işgali göze alan bir haydutluk.
Maduro'nun kaderi belirsiz. Belki Guantanamo'ya, belki New York'a götürülecek.
ABD, kendi yargısına teslim etmek istemediği isimleri bu "hayalet cezaevlerinde" tutmayı seviyor – hukuk devreye girmeden, savunma hakkı olmadan.
Ama Maduro için uyuşturucu ticareti ve yasa dışı silah suçlamaları hazır. Venezuela hükümeti saldırıyı lanetledi, Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez görevi devraldı.
Dünya tepkilerle çalkalanıyor: Çin ve Rusya kınadı, Türkiye ise sessiz kaldı – Erdoğan'ın Maduro'yla altın ticareti hatırına mı, yoksa Trump'ı kızdırmamak için mi, orası muamma.
Peki, bu haydutluk Maduro'nun hatalarıyla mı meşrulaştırılıyor?
Elbette hayır.
Maduro demokrat değildi, hırsızdı diyebilirsiniz – dünya genelinde tartışılıyor bunlar.
Ama bu müdahale, sömürgeciliğin güncel bir versiyonu.
ABD'nin Latin Amerika'yla ilişkisi, askeri darbeler, acımasız diktatörlerle yağlı ortaklıklar ve petrol kartellerinin yağması üzerine kurulu.
Trump, bu tarihe yeni bir sayfa ekliyor: "Venezuela'yı biz yöneteceğiz, petrolü akıtacağız."
ExxonMobil ve Chevron gibi devler, yıllarca Venezuela'nın sırtından beslendi; Standard Oil'in mirasçıları, Rockefeller'ların mutluluğu için.
Hatırlayın, bu tür müdahaleler yeni değil.
En son 1989 Panama'sında Noriega'ya yapılmıştı.
Hugo Chávez'in 1998'de iktidara gelmesiyle değişen dengeler, ABD'yi rahatsız etti.
Chávez şirketleri millileştirdi, Küba, Rusya, Çin ve İran'la bağlar kurdu. 2002 darbesi ABD destekliydi – halk geri getirdi.
Şimdi Trump, Monroe Doktrini'ni "Trump eki"yle güncelliyor: "Yarımküre benimdir, rakipler dışarı."
Çin'in ticaret üstünlüğü, Rusya'nın nüfuzu – hepsi tehdit.
Bu sadece Venezuela'yla bitmeyecek. Kolombiya'daki Petro, Meksika'nın kadın lideri, Küba, Brezilya'da Bolsonaro hesapları...
Hepsi sırada. Petrol, madenler, nadir toprak elementleri – Trump'ın hevesi kabarıyor.
Tarihe bakın: 1902'de Avrupa donanmaları Venezuela'yı ablukaya aldı, Roosevelt devreye girip "sadece biz müdahale ederiz" dedi.
1930'larda Deniz Piyadeleri Komutanı Smedley Butler, kariyerini "Wall Street için gaspçı" diye özetledi: Meksika, Haiti, Küba... Hepsi Amerikan şirketleri için.
Trump'ın basın toplantısındaki sözleri tüyler ürpertici: "Ülkeyi yöneteceğiz, petrol sektörüne el atacağız, milyarlarca dolar yatırım yapacağız."
İşgalci vali gibi konuşuyor. Venezuelalılar sevinç gözyaşları döküyor olabilir,
ama bu özgürlük mü, yoksa yeni bir sömürü mü? Kongre'ye danışmadan, uluslararası hukuku çiğneyerek – bu, tehlikeli bir emsal.
Dünya izliyor, ama sessizlik hakim.
Bu korsanlık, Latin Amerika'nın yaralarını derinleştirecek.
Trump'ın "Amerika önce"si, aslında "petrol önce" demek.
Venezuela'nın geleceği belirsiz, ama bir şey kesin:
Emperyalizm, eski el kitabıyla geri döndü.