Dün sosyal medyada viral olan Hakkı Alkan videosu, yalnızca bir olay değil; Türkiye’deki özel sektör kültürünü de çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi.
Özellikle kobi sınıfındaki şirketlerde patronluk anlayışı, çalışan ilişkileri ve iş yerinde saygı kavramı üzerine ciddi tartışmalar başlattı.
Gelin bu olayı birkaç açıdan irdeleyelim.
ShiftDelete'in sahibi Hakkı Alkan ve saksı fırlattığı çalışanından karşılıklı suçlamalar; "5,5 milyon TL para istedi" pic.twitter.com/odDY9NjYKg
— Mersin Portal (@MersinPortal) September 1, 2025
Teknoloji haber platformu ShiftDelete’in patronu Hakkı Alkan, çalışanı editör Samet Jankovic ile yaşadığı tartışmada saksı fırlattı ve hakaretler savurdu.
Karakola intikal eden olayda Jankoviç, önce 4.5 Milyon TL saksı bedeli istedi.
Parayı alamayınca hamleler ardı ardına gelmeye başladı.
Kafasına saksı yiyen Jankovic, olay sonrası artık "kafana saksı mı düştü'de hafızan aklına geldi" deyimindeki gibi biranda olay sonrası yıllardır ödenmeyen fazla mesai ücretlerini ve geri çekilen zammı gündeme getirdi.
Düne kadar aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarını patronuna yem eden Samet biranda aynı kaderi yaşamanın verdiği hırs ile elinde ne var ne yok sosyal medyaya el altından sızdırmaya başladığı iddia edildi.
Samet'in Hakkı Alkana seni bitireceğim sözünün altında artık elinde daha ne varsa siz düşünün...
Sosyal medyada paylaşılan güvenlik kamerası görüntüleri, patron ile çalışan arasındaki gerilimi tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.
Görüntülere göre Alkan, Jankovic’ten bir liste talep etti; Jankovic bunu ilerleyen günlerde ileteceğini söyledi.
Bunun üzerine Alkan, “Yorum yapma, atmıyorsan çık git” diyerek sesini yükseltti. Jankovic’in “Bana bulaşma” yanıtı, patronun saksı fırlatmasıyla karşılık buldu.
Olayın arka planı ise daha da çarpıcı. Alkan’ın çalışanlarla kamera önünde "ay inanmıyorum abiyken" kamera arkasında ilişkisi sert ve otoriter; Hakkı Alkan'ın AKP ile siyasi bağlantılarına yaslanarak güç sarhoşluğuna kapıldığı görülüyor.
Samet Jankoviç tarafından kaydedildiği ve el altından sosyal medya'ya sızdırıldığı iddia edilen bir ses kaydının bir bölümünde Hakkı Alkan "devlet elimizde" sözü ise çok manidar.
Buradan kastı bir cemaat yapısı mı? yoksa AKP iktidarı mı? orası henüz muamma...
Türkiye’de özel sektörde bazı patronlar, bu tür bağlantılar sayesinde çalışanlar üzerinde baskıyı artırabiliyor. Olay, yalnızca bir kurum içi kriz değil; patron kültürü, mobbing ve siyasi destek ilişkilerinin birleştiğinde çalışan haklarının nasıl ihmal edilebileceğine dair çarpıcı bir örnek.
Patronluğunu Hatırlatmak Zorunda Kalan Kişi, Gerçek Patron Değildir
Ünlü kurgu karakteri Tywin Lannister’ın sözleri bu noktada anlam kazanıyor: “Kral olduğunu hatırlatmak zorunda kalan kişi gerçekten kral değildir.”
Gerçek bir patron, söylediğinin yaptırılacağından emin olur; çalışanlarını tehdit ederek ikna etmek zorunda kalmaz. İş, ya yapılır ya da yapılmaz; ama saygı ve itaat korkuya dayalı değildir.
İşte burada da Hakkı Alkan'ın çalışanlarıyla kendi deyimiyle "abi kardeş" samimiyeti kurması sonrası otoritesini kaybetmesiyle yaşanılan sürecin kanımca baş sorumlusu ta kendisidir.
Zamanlama ve İş Talepleri: Çalışana Saygı
Videoda görüldüğü gibi, Alkan’ın cuma gecesi 23:00’te çalışanından iki saatlik iş talep etmesi, Jankovic açısından haklı bir tepki doğuruyor. Gerçek lider, neyi, nerede ve ne zaman talep edeceğini bilir. Çalışanın “Pazartesiyi bekle” yanıtı sadece direnç değil; hakkaniyetli bir beklentidir.
Patronluk, çalışanları köle gibi görmek değil, sorumluluk ve zamanlama bilinciyle talepte bulunmaktan geçer.
Ayrıca bu diyaloğu diğer çalışanlarının yanında argo bir dille kurması da kaybettiği otoritesinin tescilidir.
Aşırı Müdahale, Saygının Kaybıdır
“Bana bulaşma” yanıtı, patronun sürekli müdahalede bulunduğunu ve çalışanı sıkıştırdığını gösterir. Alkan’ın ekran üzerinden iletişim kurmak zorunda kalması, iş yerinde saygının çoktan kaybolduğunu kanıtlıyor.
Saygı, saksı fırlatmakla geri kazanılamaz; aksine gerilimi artırır.
Hakkı Alkan'ın gizli alınan ses kayıtlarında da ne derece argo bir dile sahip olduğu ve çift karakter taşıdığı hissi uyandırıyor.
Saksı Atmak: Güvencesiz Patronluk
Görüntülerde diğer çalışanların sessizliği, olayın rutinleştiğine işaret ediyor.
Bir patronun çalışanına saksı atabilmesi, yalnızca dayak yemeyeceğine güvenmesi sayesinde mümkün oluyor.
Sokaktaki adama saksı atan bir patron yoktur; bu hareket, otoriteyi fiziksel şiddetle sağlamaya çalışmanın göstergesidir.
Kendi Kazdığı Kuyuda Kaybolan Patron
İşyerinde kamera olur, güvenlik için olur… Hatta işyerini korumak için alarm sistemleri, kartlı girişler bile olur. Ama insan merak ediyor: Bir patron, çalışanının nefes alışını bile takip edecek kadar ileri gider mi?
Hakkı Alkan isimli işletme sahibi, işi güvenlikten çıkarıp adeta Big Brother moduna bağlamış. Yetmemiş, işyerine onlarca kamera döşemiş, bununla da kalmamış; çalışanlarını canlı ses kaydıyla dinlemiş. Yani sabah çay molasında edilen iki laf, öğle arasında edilen şaka, hatta ofisin havasını dağıtan dedikodu bile anında patronun kulaklarında yankılanmış.
Peki sonuç?
Kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüş. Çünkü insanın özel alanını hiçe sayan bu paranoya düzeni, günün sonunda en çok kendisine zarar vermiş. Çalışanların güvenini kaybetmiş, itibarı zedelenmiş, hukuk da kapıyı çalmış.
Bu olay bize şunu hatırlatıyor: Güven, kameralarla inşa edilmez.
Ses kayıtlarıyla sadakat ölçülmez.
Çalışanla patron arasındaki en sağlam bağ, saygı ve adalettir.
Ama belli ki bazı patronlar hâlâ güç sarhoşluğunu “teknolojiyle gözetleme” zannediyor. Ne diyelim, kendi kuyusuna düşenin feryadı da kameralara kaydolmuştur belki.
Türkiye’de Özel Sektörde Patronluk ve Hukuki Realite
Kuzey Avrupa ülkelerinde benzer bir davranış patron için ciddi bedeller doğururdu. Türkiye’de ise çalışan tazminat alabilir, ancak patron hâlâ otoritesini sürdürebilir.
Bu, özel sektördeki patronluk anlayışının, hukuki ve kültürel bağlamla şekillendiğini gösteriyor.
Hakkı Alkan olayı, sadece viral bir video değil; Türkiye’deki kobi ve özel sektör şirketlerinde patronluk, çalışan ilişkileri ve iş yerinde saygının nasıl işletildiğine dair bir mikrokosmos niteliğinde.
Alkan'ın arkasına aldığı siyasi güç ile nasıl palazlandığını medya sektöründe olup da bilmeyen yok.
Gelinen noktada ise Alkan'ın teknolojiye dair onca bildiklerinin yanında bir işletmeyi yönetme konusunda bilmedikleri ve güç zehirlenmesi sonradan gelen zenginliğin her insan tarafından kaldırılamayacağının tescili olarak kayıtlara geçti.
Özetle, patronluğunu hatırlatmak zorunda kalan kişi, otoritesini kaybetmiştir ve bu durum uzun vadede iş yerinde kaosa yol açmıştır.
Vesselam patron olmak demek adam olmak demek değildir...